No ass.. Just class..

| Posted in


Rick Springfield travmasını üzerinden atamayan Californication'ın sevimli keli Runkle'ın laf sokma girişimlerine cevaben günün sözü Marcy'den geliyor...

Ve geri döndü..

| Posted in



Iverson 76ers ile 1 yıllık kontrat imzaladı.. Ne de olsa ilk aşklar hep başkadır..

Ayrıca yupi..

Valdes-Casillas beraberlik diyecekti ki... Ibrahimovic olmaz dedi..

| Posted in


Casillas-Valdes eşleşmesinde ibre elbette her zaman Casillas'ı göstermiştir, ancak bu sefer Valdes hatasızlık konusunda eşitliği sağlayınca Real'in avantajı gibi görünen kale durumu ortadan kalkmış oldu. Üstüne Alves'in üstün oyunu ve Puyol'un -ben dünyanın en iyi stoperiyim- diye bağıran performansı eklenince işin rengi iyiden iyiye bordo maviye döndü.. Daha sonra Barca kulübesinden gelen Ibrahimoviç'in yaptığını Real kulübesinden giren Benzema yapamayınca ve Messi-Ronaldo çekişmesinde Ronaldo kendini yedek kulübesinde bulunca Barca ezeli rakibini evine puansız yolladı.

Futbol dünyasında bir bayram havası..

| Posted in


Pazar 20.00-NTV Camp Nou Franco'nun çocuklarını ağırlıyor. Tahminim gollü beraberlik olsa da, gönül katalanlar kazansın istiyor..

Last Answer..

| Posted in


Her yağmur yağdığında sel basan evlerine ekmek götürmek için çalışması gerekiyordu. Bu yüzden bir işe girmek yerine, (haksız yere ve siyah olduğu için girdiği) hapisten çıktıktan sonra kazandığı georgetown basketbol bursunu değerlendirdiği için kendisinden 15 yaş büyük annesi ile devamlı kavga ediyordu..

Bir lig maçında kötü oynadığı bir anda coach un onu benche çektiği anda tribünde annesini gördü, annesinin elinde "he's my son" yazıyordu.. coach a tekrar girmek istediğini söyledi, ısrar etti, oyuna girdi.. Ve bir daha hiç çıkmadı..

Taa ki bugüne kadar..

Iverson 76ers ın ardından gittiği hiç bir takımla uyuşamadı, uyuşamazdı da..

O tek başına savaşmayı seven bir kahramandı ve Philedelphia gibi vasatın altında bir ekibi bile Nba finaline taşıyacak , 1.83 lük boyu ile pota altını rakip uzunlar için cehenneme çevirecek bir yeteneğe ve hırsa sahipti. Başka liderlerin olduğu takımlarda olamayacağı açıktı. Onun bu eşsiz yeteneği için gerekli olan ona uyacak askerlerden oluşan bir takım ve Larry Brown gibi çok kavga edeceği ama yine de bir şekilde orta yolu bulabileceği bir koçtu..

Iverson ani ve şok bir kararla parkelerden ayağını çekme kararı aldı, belki parmaklarında yüzükler olmadan ama gönülümde yüzükleri, bilezikleri, kolyeleri çuvalla hakedecek sevgiyi kazanmış olarak bıraktı.

Keşke en sevdiği, en çok saygı duyduğu adamlardan biri olan Shaq ile aynı takımda oynayabilseydi, o zaman Kobe'den daha çok hakettiği yüzükler, Kobe yerine onun parmağında olur mutlaka.

Yaşattığın sayısız unutulmaz an için teşekkürler.

Mr. W -tüm zamanların en iyi reklamlarından biri- "bence"

| Posted in



2 yıl öncesinin reklamı, ben yeni keşfettim.. tahminim bolca ödül almıştır.. Gerçekten ne desem az gelir.. Şahane bir fikir, mükemmel bir video.

Atatürk'ü Kırmızı Biber Sananlar...

| Posted in


Öyle bir delirmişlik hali ki bu, kırk yıllık Sezen aşığı İzmirlileri Sezen düşmanı yapar 2 kelime sonunda .. (hani yanlış düşünüyor diye eleştirmek ya da o da öyle düşünmüş diye saygı göstermek falan akla hayale gelmez, o 2 kelimeyi etmiştir ya kesin vatan haini, bölücüdür..)

Öyle bir fanatizmdir ki bu, göklere çıkarılan, ülkede sibirya kaplanı kadar az sayıda olan dürüst, seviyeli, adam gibi adam bir siyasetçiyi 3 kelime yüzünden düşman belleyebilir, önce bu nerdeyse liderleri olarak görmek istedikleri adamın çıkışı karşısında (savaşta ihanete uğramış yeniçeriler gibi afallayıp, o afallamayı geçiştirdiklerinde hemen "gereğini yaparlar" o hain için)

Yılmaz Özdil hemen Kılıçdaroğlu'na bir yazı döşenmiş bugün.. "Atatürk yapsın o zaman gereğini" demiş.. işte atatürkçülük maalesef böyle bir noktaya geldi artık.. Her doğru söyleyenin ağzına kırmızı biber gibi Atatürk sokuşturmaya çalışarak siyaset tartışır bunlar.. Atatürk'ü hatasız, tanrı gibi bir kavram olarak şekillendiren kişiler de, sonrasında elbette içtiği (helali hoş olsun, yakışır..) rakıyı bile hazmedemeyecek kadar delirirler..

Yani buradaki bahsettiğim mesele Dersim değil, Onur Öymen ya da aynı düşünen başka kişiler diyebilir ki, "Dersim olayı şuydu buydu, devletin bastırması gerekiyordu ve bastırdı , devletin yaptığı doğru idi ben böyle düşünüyorum." Bu (her ne kadar kabul edilmesi güç bir görüş ise de) bir tartışma konusudur, tartışılır, aleviler dersimliler yine tepki gösterir, yine istifan istenir belki ama bu bir tartışmadır, kişi düşündüğünü söylemiş belli argumanlarla da temellendirmiştir.. Benim karşı çıktığım noktayı umarım anlatabilmişimdir..

Yani ne diyor Yılmaz Özdil ve Onur Öymen bir ağızdan; Ben Atatürk'ün yaptığı şeyi savundum o zaman benim haksız olma ihtimalim yok! (kim bu adamlar "sosyal" ve "demokrat" olduğunu iddia eden partinin destekçileri ve bizzat üyesi..)

Dünyada savunduğu görüş sosyal demokrasi olup bir liderin dediğini değiştirilemez, sorgulanamaz hüküm kabul eden başka bir kişi ya da grup var mıdır bilmiyorum.. ama bu ülkede var.. tıpkı "sosyalist" hitler gibi..

Futbolda masörün önemi!

| Posted in



"Masöründen malzemecisine kadar hepimizin payı var bu başarıda" dedikleri böyle birşey olsa gerek...

Gökçeklere 1 football manager, 1 simcity... Acil!

| Posted in


Ankaragücü 100. yılında gövde gösterisi yapmayı hedeflerken gösterdikleri tek şey trajikomik rezillikler silsilesi oldu. Teknik direktörü istifaya zorlamak ve tazminat ödememek için antreman saatlerini değiştiren yönetim, Karaman'ın avukatına kabadayılık yapan güvenlikçiler,belediyenin imkanlarıyla -ne gerek varsa- süper lige taşınan tatsız tuzsuz Ankara spor'un bir de kural ihlalleriyle küme düşürülmesine sebep olunması ve ligin de kimyasının bozulması ve son olarak da İngiltere'den binbir tantanayla getirilen Vassel'in otel borcu ödenmediği için eşyalarıyla birlikte kapıya konması.

Kısacası sadece Gökçekleri ya da inatla oy veren Ankara halkını değil tüm ülkeyi ilgilendiren rezillikler zinciri.

Benim tavsiyem Ankara'yı yıllardır sömürdüğü yetmediği gibi, şehrin en köklü kulübünü de ele alır almaz rezil rüsva eden Gökçek ailesine Ankaralıların toplanıp 1 adet simcity, 1 adet de football manager 2010 hediye etmeleri. Böylece hem Gökçekler belediyecilik ve futbol takımı yönetme heveslerini alırlar, hem Ankaralının cebindeki para abuk sabuk futbol takımlarına hortumlanmaz hem de Ankaragücü gibi köklü takımlar böyle rezil olmazlar.

Modern Warfare 2

| Posted in


Call Of Duty'nin modern zamanlı olanı -baymamış olanı yani- serinin 2. oyunuyla yine ağızlardan salya akıtıyor.. Şahsi olarak tüm zamanların en iyi fps ı olarak gördüğüm ilk oyunun ardından, 2. oyunun başarısı da tartışılmaz. Özellikle müziklerdeki Hans Zimmer etkisi, atmosfer ve grafik performans yapımın en büyük artıları. COD için söylenecek çok fazla şey yok. Bitirenler single modun çok kısa olduğundan yakınmışlar ancak bence oyunun kısalığı kadar bir solukta oynanıyor olması da bu kısalık hissine sebep. Kaldı ki online mod konusunda da muhteşem bir oyun ve her övgüyü hakediyor.

Ne birası Sevim, benim adım Cemil!

| Posted in

Nereden çıktı bilmiyorum ama durup dururken Cemil Bey'i özledim. Akabinde canım fena halde bira istedi. Bakkala mı gitsem, download marifeti ile bizimkiler mi izlesem bilemedim..

oyuna devam

| Posted in

biz hiç yorulmadık
biz hiç yenilemedik
desem yalan..

Çabuk Gel Pazar...

| Posted in


Uzun zaman sonra ikisi de formda olarak bir derbiye çıkacaklar. Her ne kadar "6s" "f5" kadar yaratıcı olabilen kitleler lezzetini azaltsa da, ezeli derbinin "ölüsü yeter" diyor ve heyecanla Pazar akşamı için dakikaları sayıyorum.

2k10 vs. pes 2010

| Posted in


90 lı yıllarda ea sports'un domine ettiği iki video oyun alanının 2000 lerde tartışmasız lideri olan 2 oyun "pes" ve "2k nba" 2010 yılı versiyonlarını peş peşe raflara sürdüler. Spor dalının tartışmasız en başarılı iki oyununun son versiyonlarını oynuyorum yaklaşık 1 haftadır. ilk olarak Söylemem gereken 2 şey var, biri klişe diğeri ise bir ilk;

Birincisi iki oyunda yine eski versiyonlarının üzerine birşeyler koymayı başarmışlar, ikisinin de grafik performanslarında gözle görülür bir artış var, özellikle 2k10 salon atmosferi ve izleyici modellemeleri konularını abartmış diyebiliriz. yeni nesil konsollar ya da güçlü sistemlerle görsellik konusunda oldukça tatmin edici bir sonuç almak mümkün.

İkinci söyleyeceğim ise, 97 den bu yana başımızın tacı olan, her oyun bir yana o bir yana olan, rüyalarımıza giren, bizi bizden alan pes'in yeni oyunu elimin altında iken ben kendimi nba 2k10 oynamaktan alamıyorum, çünkü yeni ekledikleri "my player" modu öyle böyle değil.. Pes'teki "Become a legend" modunun nba e uyarlanmışı, ancak çok daha başarılısı diyebilirim. Yaz kampları, nba öncesi nbdl ligi, transferler, benchte geçirilen süreler, antreman görevleri, yetenek puanları vs. Henüz NBA'de oynama şansına erişemememe rağmen tiryakilik halini aldığını söyleyebilirim. Elimde yepyeni bir pes versiyonu varken dahi kendisini oynattırabildiğine şahit olduğum 3-4 oyundan biri olduğunu söyleyebilirim 2k10'un. Özetle şahane!

Pes 2010 ise tabii ki futbol alanındaki yalnız iktidarını sürdüyor, "en kötü PES bile FIFA'dan iyidir" mottosuyla, zaten bu alanda çok zorlanmıyor. Oynanabilirliği hergeçen gün arttırıyor, grafik performansı da geliştiriyor. Ancak illa billa her yıl yenilik yapmak gerekiyor diye, mesela bu sene menüleri kullanışsız ve çirkin bir hale sokuşları en önmeli eksileri. 2K10 gibi müthiş bir atılım da söz konusu değil..

Özetle Konami'nin de eline sağlık, ama 2010 oyunlarının tartışmasız bombası 2k10 olmuş diyebilirim.

Hani Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olacaktık...

| Posted in


İletişim yoksunu bir ülkede, türlü gereksiz adam yaşarken, Ünsal Hoca niye... yıkanmak istemeyen çocuklar olmaktan güzelinin olmadığını kim kafamıza kakacak şimdi...

*Siyaset Meydanı'nda faşist bir gencin zırvalıklarına gösterdiği tahammül ile gönlümü iyice fethetmiştir. kalas faşonun sözlerine "hiçbir toplumda tek düşüncenin olmadığını, hayatın güzelliğinin çeşitlilik olduğunu" belirterek cevap vermiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

"ben böyle düşüneceğim, siz şöyle düşüneceksiniz. ama yanyana geldiğimizde gırtlak gırtlağa gelmeyeceğiz. coğrafya bir, yemeklerimiz bir. pastırmalı fasulyeyi kim sevmez yahu?!"

bu sözlerden sonra faşist söylemli genç derin bir sessizlik okyanusuna gömülmüş ve belki de kimliğini gözden geçirmiştir.

*:ekşisözlükten

Eski Dostlar...

| Posted in



Fatih Terim'in ilk milli takım kadrosu... Milli takımın şerefli mağlubiyetler dönemini kapatan ekip. her biri ayrı bir karakter, her biri ayrı bir hikaye...

2010'dayız!

| Posted in


Arjantin Uruguay'ı geçip Afrika'ya doğrudan gitmeyi başardı ama futbol futbol, takım takım değil.. 2010'da farklı bir Arjantin görmek umuduyla.

Bu Gece Uzun Olacak: Uruguay - Arjantin

| Posted in



2010 afrika öncesi son virajda bugün çoğu takım, ancak gözüm kalbim ne sadece politik olarak bir değeri olan türkiye-ermenistan maçında, ne yanı başımızdaki avrupa'daki heycanlı karşılaşmalarda. Okyanus aşırı bugün tüm heyecanım. Tanrı Peru maçının 90+3 ünde bir kez daha gösterdi ya kendisini, şimdi sırada zorlu Uruguay deplasmanı var. Puan durumu öyle bir noktaya geldi ki, Arjantin bugün futbolun tanırısıyla birlikte Afrika biletini de alabilir, yüksek oranda yine bileti kapabileceği Play-off un yolunu da tutabilir ve hiç aklıma bile getirmek istemediğim biçimde kupaya bu gecenin sonunda veda da edebilir.

Özetle Arjantin şu ana kadar kendisinden çok daha istikrarlı bir performans ortaya koymuş Uruguay önünde kaderini belirleyecek maçta ne yaparsa yapsın kazanmalı. Bizi Maradona'sız, dünya kupasını tangosuz bırakmamalı.

O yüzden tekrarlıyorum, Saldır Arjantin!

Maçın yayını; 01:00 NTV

Henry sen rahatsız mısın?

| Posted in

Galatasaray'ın "joker" golcüsü Arif'ten Henry ile ilgili ilginç anektod. Arif'i biz bu samimi tavırlarıyla sevdik, ondan da Magic Johnson kıvamında hatıra anlatımı beklemiyoruz.

2 yıl önce bugün...

| Posted in



Nice yıllara sevgilim.

Estonya yenilince biz de yenilmiş sayıldık.

| Posted in

Elveda 2010 Afrika..

Türk Futbol Haçlıları Rijkaard'ın Peşinde!

| Posted in


Bugün Guardiola için yapılan yorumların hepsi çok değil 2 yıl önce Rijkaard için yapılıyordu. Futbol dünyasını dağıtmış, Barcelona'yı tartışmasız dünyanın en iyi takımı haline getirmişti.

Şu anda ise mucize olarak gördüğüm bir şekilde Galataray'ın başında ve oynadığı yaklaşık 15 resmi maçın 12sini kazanıp, 2sinde berabere kalıp, 1inde yenilmiş. Kazandığı maçlar içinde Yunanistan deplasmanı ve Beşiktaş derbisi de mevcut. Takımın attığı gol ortalaması 3.

Bu iki paragrafın üzerine; bu ülkede Rijkaard'ın yeteneklerinin sorgulanmaya başladığını tarihe not düşmekten ve gerçekten futbol cahili bir spor medyamız olduğunu, daha da kötüsü cehaletin boyutlarının aynı zamanda bir delilik etkisi yarattığını söylemekten başka yapılacak birşey yok..

*Bazen Tracy'nin (30 Rock) peşine düşen sşyahi haçlı ordusunun (Bill Cosby ve Oprah Winfrey'in liderliğini yaptığı) bir benzerinin, türk futbol haçlıları ordusunun (başını Selçuk Yula ve Serhat Ulueren'in çektiği) Rijkaard'ın peşinde olduğunu düşünüyorum.

* : "30 rock" izleyicileri benzetmeyi anlayacaktır.)

Flashforward

| Posted in


Diziler aleminin yeni aktörlerinden olan Flashforward'ın çimentosunun ana maddesi merak o anlaşıldı. Dizi Lost kitlesini yakalama hevesinde o da anlaşıldı, dizinin bir kaos anında başlaması, bol bilinmezli bir hikaye, zamana dayalı bir bilimkurgu, caddede alakasız bir anda karşılaşılan kanguru(!) -bknz. Lost adadaki kutup ayısı-

Elbette konu olarak oldukça farklı olacaktır dizi, ancak bölüm bittiğinde yenisini izleyemediğimiz için ekrana birşeyler fırlatma hissi uyandıran durumu yaratmayı asıl amaç edinmiş görünmesi açısından Lost'a göz kırpıyor. Eminim ki çok sürükleyici olacaktır, zaten bu dizi aleminde sürüklenme konusunda iyice uzmanlaşmış bulunuyoruz. Ama bir Lost tadı beklemiyorum diziden, en azından ilk bölümde o kadarını dedirtemedi bana. Ama takip edilen diziler listesine eklenebilir -eklendi çoktan aslında, ayak yapıyorum-

*Ayrıca Bir de şu Amerika dizi piyasasına yeni oyuncular mı soksak nedir, Ferhunde Hanımlar ekibi gibi her dizide aynı oyuncular.. Desmond'ın vefakar manitası, burada başrolü kapmış mesela, -keşke kapmasaymış-

**Ayrıca dizinin ilk bölümünün ilk sahnesinde, esas oğlanımız arabadan çıkarken yanında afallamış bir çikolata renkli abi görülüyor, eğer yanlış görmediysem Magic Johnson yahu o.. Orada ne işi var? Figürasyon işine mi girmiş? Çözemedim?!

Gunners'ın Son Efsanesi Emirates'e Ziyarete Geldi.

| Posted in


Arsenal-Blackburn maçının bir onur konuğu vardı haftasonu. Arsenal'in son büyük yıldızı Henry. sakatlığından dolayı, Barcelona kadrosunda olmayan büyük yıldız uzun yıllar geçirdiği Londra'ya gelmiş, gelmişken de eski takımını ve kendine aşık taraftarını ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Ve tribünde alkışlar, tezahüratlarla karşılandı, her zamanki saygılı ve mütevazi tavırlarla selamladı tribünleri.

Eski takımının maçını izlemeye gidip, hala aynı sevgi ve sıcaklıkla karşılanıyorsan, hala ilk 11 çıktığın günlerdeki kadar alkış alıyorsan o yıllarda kupalar almaktan daha önemli bir iş başarmışsın demektir. SAnırım büyük futbolcu olmak ta böyle birşeydir.

Rio'da Bir Bayram Havası!

| Posted in



Madrid, Tokyo, Chicago gibi seçeneklerin yanında bence de en doğru seçim Rio idi.. Uzun süredir Amerika'nın latin yakasında büyük bir ogranizasyon olmuyor.. Rio'ya tebrikler, Pele'ye yeter ağladığın tribünlere oynama artık diyorum..

Milf Island

| Posted in



Jack Donaghy's summer show; "Milf Island"

25 superhot moms, 50 eighth-grade boys...

No rules.


not: 30 Rock'ın 2. sezon ilk bölümündeki beni benden alan Jack Donaghy (Alec Baldwin) çıkarması...

Öleyazdım gülmekten!

hayali şovun trailerı;

Bu Aralar İzmirli Olmaktan Hiç Hoşlanmıyorum...

| Posted in

İzmirli sanatçıların belki de en güzeli Sezen'in konserinde yoğun güvenlik önlemleri alınmış, açılımla ilgili görüşünü belirttiği için Sezen'e kin kusan izmirliler yüzünden.. Yıllardır Sezen için ölüp biten, adını hemşerilik bağı yüzünden hep gururla anan bir şehrin sadece fikrini söylediği için kendi içinden çıkan bir sanatçıyı polis korumasına mahkum etmesi ne kadar yazıktır.. Bu aralar izmirli olmaktan hiç ama hiç hoşlanmıyorum...

Çok Zor...

| Posted in



Ciddiye alınacak tüm bilim merkezlerinin konuyla ilgili tüm araştırmalarını üzerine yapılandırdığı bir zamanda hala evrim teorisine, "bizim atalarımız maymun değildi!" diyerek karşı çıkanların ülkesinde yaşamak...

Bazinga!

| Posted in



Emmy ödüllerinde komedi dizisi erkek oyuncu ödülünü bileğinin hakkıyla kazanan Alec abinin yanında evine eli boş dönse de, en az Alec kadar hakettiğini biliyoruz hepimiz.

Alec Baldwin (30) Rockssss...

| Posted in



30 Rock ilk 2-3 bölümünde ısınılması , sonrasında bırakılması zor bir dizi.. Tina Fey ve Tracy Morgan'ın performansları gerçekten çok başarılı ancak diziyi asıl sürükleyen isim kesinlikle Alec Baldwin. Gerçekten inanılmaz eğlenceli bir karakter yaratmış Baldwinlerin en yeteneklisi (tek belki de), içindeki komedi oyuncusu performansını tam anlamıyla ortaya çıkarmış (kusmuş hatta).

Diziyi keşfetmemi sağlayan Jerfi'ye de teşekkürler.

Bayramda Elimizi Öpmeye Minik Ninjalar Geldi...

| Posted in


Önümüzdeki aylarda COD Modern Warfare 2 , FM 2010, PES 2010 gibi efsane oyunları sabırsızlıkla beklerken, atıştırmalık birşeyler arıyor insan. Eidos'un Batman'i atıştırmalık olarak yeterli görünse de kısa sürede sıkıcılaşıyor. Ancak bugün itibarı ile oynamaya başladığım yine Eidos elinden çıkarılmış "Mini Ninjas" hem atmosferi, hem çizimleri, hem de oynanışının son derece başarılı olmasıyla tam da istediğim oyun diyebilirim.

E3 2009 video oyun fuarında ilk gösterimi yapıldığında, iyi bir iş çıkacağını anlamış ve haftalık teknoloji programımız 01'in oyun bölümünde de yayınlamıştım fragmanını. Yanılmamışım, harika bir doğa ortamı içinde eğlenceli, komik ve heyecanlı bir deneyim arıyorsanız minik ninjalar emrinizde.

Eidos'a bu başarılı çalışma için teşekkür eder, uzakdoğu macerama kaldığım yerden devam ederim.

Yalnız Kahramanlardan Başarılı Komutanlar Çıkar mı...

| Posted in


Sorunun cevabı aslında gayet basit ama yine de düşünelim biraz. Sözkonusu dünya kupası ise, buradan çıkacak örneklerden gidilebilir. Örneğin dünyada hem teknik direktör hem de futbolcu olarak (hatta kaptan) dünya kupası kaldıran tek ismin Kaiser lakaplı Beckenbauer olduğunu düşünürsek belki sorunun cevabını daha da rahat bulabiliriz.

Dünyaya futbolun hem hücumda hem defansta 11 kişi üzerinden oynanan bir oyun olduğunu belki de ilk gösteren kişi idi Beckenbauer. Daha o zamanlar icat olmamış "ön libero" ya da defansif orta saha kavramının da aslında mucidi idi. Teknik direktörlüğe soyunduğunda da bu adam almanlara hem de tüm zamanların en büyüğü, tek başına dünya kupası almaya muktedir olan Maradona karşısında dünya kupasını kazandırdı. (evet takımda çok iyiydi ama dünya kupası almak için iyi takım olmak yetmiyor.)

Futbolun geneline baktığımızda da , yeşil sahalarda 1 numaralı yıldız olmuş isimlerin çoğu daha sonra yedek kulübesinden yönetmenliğe soyunduklarında hüsrana uğramışlardır. Çünkü kendi olağanüstü yeteneklerinle takımı sırtlamak ile bir takımı topa ayak değdirmeden kollektif olarak başarılı kılmaya çalışmak çok farklı işlerdir.

Bugün Arjantin, yani birçoğumuzun sevdiği asi latin rüzgarı, tangocular, Maradona'nın memleketi, (benim fanatiği olduğum ülke takımı) geldiğimiz noktada Afrika 2010 u zora soktu. Kendi sahasında kaybettiği Brezilya maçının ardından, daha da hayati öneme sahip hale gelen Paraguay maçını da deplasmanda kaybetti. İlk 4 ün direk katıldığı grupta 5. sırada ve önünde biri Uruguay deplasmanı olmak üzere 2 maç daha var ki kazanabileceği şüpheli. 5. olursa play-off oynayacak, düşünmek bile istemediğim 6. lık durumunda 2010'u evinden izleyecek.

Arjantinliler için bir halk kahramanından da öte olan, Boca taraftarının tanrısı Maradona bu felaket performansın başındaki adam. Arjantin'i tek başına dünya şampiyonu yapan, Napoli gibi o güne kadar kaybetmeye mahkum olan bir güney takımına İtalya'da ve Avrupa'da şampiyonluk yaşatan , mucizelere imza atmayı gelenek haline getirmiş Diego, vasatı bile sağlayamıyor başında olduğu milli takımda, hem de elinde Messi, Aguero, Maxi, Tevez, vs. gibi isimler varken. Garip mi? bence değil.

O yalnız bir kahraman, takım arkadaşlarından istediği şey onu uygun yerde topla buluşturmaları ya da uygun yere geçip mesafe ne kadar uzak olursa olsun ondan pas beklemeleri. Onun için takımdaki diğer 10 kişi topun kaleye olan yolcuğuluğunda arada uğranması gereken birer benzin istasyonu. Napoli Maradona ile UEFA ya da Seri A kazanırken, Maradona'sız bir Napoli UEFA'da yarı finale çıkabilir ya da Seri A da ilk 3 e girebilir miydi? sanmıyorum. 1986 Meksika'da Maradona'sız Arjantin'in çeyrek finali aşması, daha da önemlisi 90 İtalya'da finale çıkabilmesi ne kadar mümkündü?

İşte bu yüzden Maradona başarılı olamıyor, Top ayağındayken ne kadar özgürse, şu an o kadar eli kolu bağlı ve hala top ayağındaymış gibi hareket ediyor belki bu yüzden Messi'den tek başını takımı Afrika'ya götürmesini bekliyor.

Özetle gerçek şu ki Maradona topa ayağını değdirmeden başarılı olmaya çalışıyor, hem de omuzlarında ona tapan bir halkın sorumluluğunu hissederek. Futbolcuyken durdurulamaz yeteneğine karşılık, kenarda izlerken yaşadığı çaresizlik ve futbolcuyken belki de hiç tatmadığı bu ağır sorumluluk onu daha da strese sokuyor.

O yüzden belki de Arjantinli futbolcuların, başta Messi olmak üzere Maradona'ya rağmen! dünya kupasına takımı götürmeleri gerekiyor. Hem bizi Arjantin'siz ve Diego'suz bırakmamak, hem de futbolun en büyük kahramanını üzmüş olmamak için.

Onun için ilk hedef Peru... Saldır Arjantin!

Biri Bizi Durdursun..

| Posted in

Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba..

| Posted in


döneminin en zenginlerinden, fenerbahceli Müslüm Bağcılar'ın "rakamı sen yaz Metin." diyerek uzattığı boş mukaveleyi, -herzamanki saygılı üslubu ile- yukarıdaki cevabı vererek reddetmişti taçsız kral..

Sıkar biraz...

| Posted in


Ecel dur hemen gelme, Kenan daha lazım bize...

Demirkubuz'dan "Kıskançlık"

| Posted in



Ülke sinemasının en önemli 2 yönetmeninden biri için ne kadar gerekliydi bu film diye sormak geliyor içimden.. Yine de peşin hükümlü olmamak gerek, fragmandan film tahlili yapacak değilim. Ancak eğer filmde fragman gibi klişe kodlar üzerine kurulmuş bir dönem filmi ise, Demirkubuz'un "ne izleyiciye ulaşıp gişeden götürebiliyoruz malı, ne Nuri Bilge gibi ödüllere boğulup onore ediliyoruz, en iyisi ben bir roman bulayım onu vasat biçimde uyarlıyayım.." diye düşünmeye başladığından korkuyorum..

Çünkü fragman gerçekten son derece sıradan bir filmin, son derece kötü oyunculukların ön tanıtımına benziyor.

Call of Duty - Modern Warfare 2 & Hans Zimmer

| Posted in


mısırını yiyip kolasını hüpleten miskin sinema izleyicisinin içinde bir samuray, bir süper kahraman ya da bir Homer (bu olmadı buraya) yaratmayı çok iyi bilen ve sık sık tüylerimizi diken diken eden sevgili abimiz Hans Zimmer (Hans abi) , tüm zamanların en başarılı fps oyunu diyebileceğim (benim için öyle) Call of Duty Modern Warfare'in 2. oyunu için kolları sıvamış -Hatta işini çoktan bitirmiş- .

Oyunun atmosferinin zaten çok başarılı olacağını öngördüğümden bir de Hans abi işin içine girince tüylerimiz diken diken olmaktan öte ne yapabiliyor onu deneyimlemiş olacağız. O sebepten, hadi çabuk Gel Kasım..

bugün..

| Posted in

..mavi hissediyorum.

20 yıl sonra beni yine ağlattın Diego....

| Posted in



1986 finalini hayal meyal hatırlayıp, onu takip eden 4 yıl boyunca tüm mahalle maçlarında Maradona ben olucam kavgası vermiş bir çocuk olarak, 1990 finalinde allahsız hakemin almanlara 85. dakikada penaltı çalışını ve Maradona'nın isyanı sonrasında kırmızı kart görüp ağlayarak sahayı terkettiği sahneleri izlerken dayanamamış ben de ağlamıştım (büyükbabam durumu elalemin takımı için ne üzülüyosun a getirerek ufaktan bi azarlamıştı beni hatırlıyorum ama o an umrumda değildi, en büyük kahramanım karşımda ağlıyordu, dünyam yıkılmıştı)

İşte neredeyse 20 yıl sonra aynı adam beni -en trajik filmlerde, en üzücü durumlarda bile gözünden bir damla yaş gelmeyen beni- tekrar ağlatmayı başardı.

Evet Kusturica’nın Maradona belgeselini nemli gözlerle bitirdim. Bu futbol sihirbazı zaten hayatımda en sevdiklerimden biriydi ama kafam kadar kalbi, tabu tanımaz cesareti, halkına ve dahası insanlığa olan sevgisi, ailesine dair hisleri, pişmanlıkları, gözyaşları ve o sanki ailemden biriymiş kadar doğal olan samimiyetiyle dünyaya gelmiş en güzel insanlardan biri olduğunu bir kez daha anlamamı sağladı. O yüzden futbolu sevenlerin ya da Maradona hayranlarının yanı sıra hayata dair umut dolu bir şeyler hissetmeye ihtiyacı olan herkesin de izlemesi gerektiğini düşündüğüm bir film olmuş “Maradona by Kusturica”.

Maradona mı daha iyi Pele mi tartışması çoğu yerde yapılır ve doğal olarak bir sonuç çıkmaz genelde. Aslında saçma bir tartışma olduğunu herkes bilir, çünkü Maradona tüm zamanların en büyük futbolcusudur. Oynadığı zamandak futbol düzeyi, elde ettiği başarıların zorluk derecesi doğru orantılandığında zaten bu nesnel bir gerçek halini alır. “Futbol sadece futbol değildir” mottosunun referansı ile Kustrica’nın Maradona belgeselini izlediğinizde ise Diego’nun sahanın içinde olduğu kadar dışında da tüm zamanların en büyük futbolcusu olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Filmin az bir kısmı futbola dair, Maradona’yı Maradona yapan her şey tam da kararında yansıtılmış filme. Sosyalizm, kokain, aile, kahramanlık, muhalif tavır ve latin halkı.

Bush’a hareket çekmesinden, gece sarhoş halde evinin havuzuna atlamadan önce “sana canım feda Fidel” diye haykırmasına, kendi adına yazılmış şarkıyı sahnede acemi bir şarkıcı edasıyla söyleyişinden, pişmanlıklarını anlatırken gözünden akan yaşlara kadar hem benim kadar sıradan, hem de yaşamımda gördüğüm en büyük adamlardan birini izlediğimi bilerek izledim Diego’yu.

Chavez’in Arjantin mitinginden manzaraları izlerken ya da Fidel’in karşısında hayran bir çocuk edasıyla duruşuna bakarken daha da yoğunlaştı duygularım.. Dünyaya karşı duruşu, halkına inanışı, Amerika ve emperyalizm karşısındaki hırçın tavrı, ailesi hakkındaki düşünceleri, kısaca her şeyiyle bir yıldızdan fazlası Maradona.


Filmin sonunda “kokain olmasaydı düşünebiliyor musunuz nasıl bir futbolcu olurdum, dünya çok büyük bir fubolcu kaybetti” dediği anda, gözlerimi silip “oha be abi daha ne olabilirdi” dedim, sonra da bunu hiç bilemeyecek olmanın aslında çok ta kötü olmadığını düşündüm.


Hem bu büyük kahramanın hayatından ve kendi ağzından anılar duymak , hem tüm zamanların en muhteşem tribünü La Bombonera’ya konuk olmak, hem Kusturica ile yaptıkları eşsiz sohbetlere tanık olmak, hem Latin Amerika’dan yükselen sosyalizm ateşinin sıcaklığını hissetmek, hem de bu geleceği umutsuz ve karanlık görünen dünyanın içinde umut verici coğrafyalar olduğunu görmek istiyorsanız Kusturica’nın Maradona’sını ıskalamayın.

Forza Livorno!!!

| Posted in



Livorno, Adana'ya geliyormuş, Demir Spor ile oynamak üzere.. bu haberden yeni haberim oldu, önceden bilsem dere tepe demez giderdim.. çok üzgünüm..

Antichrist; 4 perdelik sinematografik bir kabus...

| Posted in


Trier’in Antichrist’i Cannes’da gösterildiğinde nasıl bir gürültü koptuğunu duymuştuk. Bu zaten dahilik mertebesine çoktan yükselmiş olan yönetmenin son filmini daha da beklenmez hale getirmişti. Film hakkında duyduklarımız, Trier’in zırvalamış olduğu ile sinema tarihinin başyapıtlarından birine imza atmış olduğu arasındaki yelpazede dolanıyordu. Aşırı şiddet ve pornografi içerdiği en sık söylenenler arasındaydı.

Filmi biraz önce izledim. İlk olarak söylemem gereken Trier’in, Europa ve Dogville’den sonra 3. bir tepe noktası yaptığı olacak. (her ne kadar Breaking The Waves ya da Dance In The Dark gibi çok başarılı işleri olsa da bence en önemli 3 filmi yukarıda saydıklarım) Film her şeyden önce tıpkı Europa’daki gibi -hatta çok daha fazlası- muhteşem bir açılışa sahip. Daha açılışta nasıl bir kaosun içine gireceğinizi hissediyorsunuz. Yönetmenin en fazla filmin atmosferi için kafa yorduğunu düşünüyorum, zira gerçekten de şeytan, kadın, annelik ve seks arasındaki ağı öylesine korkunç örüyor ki film, bazen izlemekten vazgeçmeyi düşünüyorsunuz.

Antichrist sonu gelmeyen bir kabusun filme çekilmiş hali gibi geliyor bazen ve artık uyansam diyorsunuz.

Film hem hikayesi, hem hikayeyi anlatış biçimi, hem de atmosferiyle insanı çok fazla etkiliyor (etkiliyor burada çok zayıf kaldı) . Özetle filmin herhangi bir sahnesini spoil etmeden (aslında yazılacak o kadar çok şey var ki) yazıyı sonlandırırken, filmin şiddet dozunun çok çok fazla olduğunu da bir kez daha yinelemeliyim. Örnek vermek gerekirse, şu Monica ablaya tecavüz sahnesiyle meşhur olmuş Irréversible’ın o 9 dakikalık rahatsız edici sahnesi, Antichirst’in yanında robin willams’ın patch Adams performansı gibi kalıyor.

Ayrıca;

Scorsese’nin jesus’ı olan Dafoe nun Antichirst’in de başrolünde olması ilginç bir tesadüf olsa gerek.

Filmi beğenmeyip, dahası beğenenlere gıcık olan –sinemasever- kitlenin, Trier’in filmi Tarkovsky’e adamasına çok fena bozulmalarının altında yatan psikoloji acaip bir merak konusu oldu bende..

Şeytan-insan tasvirinin bu kadar başarılı estetize edilebilmesi (hayır efendim şiddetin estetize edilmesinden bahsetmiyorum) dahası içinde kaybolduğumuz, boğulduğumuz, nefessiz kaldığımız, sonunu getiremeyeceğimizi düşündüğümüz bir atmosferi yaratmadaki başarısıyla Allahın delisi Trier’e bir kez daha şapkamı çıkarıyor, önünde belimin el verdiğince eğiliyorum.

Can sıkıntısı...

| Posted in



Yolculuk sırasında yaptığım saçma hesaplamalardan bugün elde ettiğim veri; hayatımın yaklaşık 21 gününü (24 saat üzerinden) Friends izlemekle geçirdiğim oldu. Pişman mıyım, bilakis aylar yıllar feda olsun Friends'e..

Koridorlar uzun, mutfaklar uzak olmamalı...

| Posted in



Buzdolabının yerini mutfak olarak belirleyen jenerasyonu kınıyorum.. Tost makinesinin de "tost makinesi" diye isme sahip olup, tost yapma aktivitesinin ekmekleri birbirine bastırmaktan öte hiç bir bölümüne yararı olmamasını ayıplıyorum.. Gecenin bu saatinde acıkan mideme de küsmek üzereyim..

Lewis Kadınlar Matinesinde...

| Posted in



Son 20 yılda hepi topu 9 filmde oynamış, bu 9 filmin 4 ile oscara aday olmuş (akademinin salak seçimleri sonucu değil, çok yüksek performanslarla) 2 sini almış ve ayrıca film çekme konusunda çok seçici olan bir adamın filmi geleceği zaman heyecanlanıyor doğal olarak insan.

Daniel Day Lewis'in oynamayı tercih edip te, izleyen için vakit kaybı olan bir film var mı bilmiyorum. (atladığım bir film yoksa, yok) Hal Böyle olunca aktörün son filmi "nine" ın gösterim tarihi de sabırsızlıkla beklenen tarihler listesinde kendine yer buluyor tabii.

Nine'ı sabırsızlıkla beklememize sebep sadece Lewis değil bu arada. Filmin oyuncu kadrosuna baktığımızda oscarı olmayan giremez gibi bir durum mevcut sanki. Sophia Loren'den, judi Dench'e, Penelope'den,taze oscarlı Mairon Cotillard'a kadar bir çok önemli isim mevcut filmde. ( geniş kadın oyuncu kadrosuyla bir yedi kocalı hürmüz havası da yok değil hani)

Filmin yönetmeni çektiği 2 filmle birden akademinin gözüne girmiş, hatrı sayılır heykel kazanmış (Memoirs of a Geisha ve Chicago) bir abimiz Rob Marshall.

Özetle, hem Lewis'in bir başka güzel performansına tanık olmayı, hem yine Lewis'in referansıyla güzel bir film keyfi yapmayı, hem her ne kadar dandik ödül dağıtımına çok sinir olsak ta eğlenceli bir etkinlik olan oscarlarda boy göstermesi kuvvetle muhtemel bir yapımı izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.


**Bu arada filmin ilk senaryosunu Federico Fellini'nin yazdığını ve türünün müzikal olduğunu da eklemek gerek.

Google da Bazen Saçmalar...

| Posted in



Internet dünyasının gölgesinden hızlı atılım yapan markası Google, atılım ve katılımlarına hızla devam ededursun, arada saçmalamıyor da değil hani.. Aradığınızı önünüze getirme konusunun profesör markasının kendi yarattığı web tarayıcısı "Chrome" u hergeçen gün geliştirdiğini biliyoruz. Doğruya doğru hiç te fena gitmiyorlar. Muhafazakar explorer cıları ve benim gibi Firefox tutkunlarını bir kenara bırakırsak yeniliklere açık kullanıcılar için hızlı bir arayüz, sade tasarım ve google'ın diğer tüm artılarını barındırıyor Chrome..

Neyse konumuza dönmek gerekirse olay şu ki, Google araç çubuğunu tarayıcınıza iliştirmek istediğinizde eğer tarayıcınız Google Chrome ise, "üzgünüz fakat Google Toolbar sadece Firefox ve Explorer'da çalışmaktadır" uyarısı veriyor. Yani Google'ın araç çubuğu, Google'ın tarayıcısını tanımıyor, tanımadığı gibi küçümsüyor bir de. Kendi tarayıcısına bunu yapar mı insan.. Yapıyor işte.. Dahası Google gibi imaj gücü internette 10 kaplan gücünde olan bir marka böyle tufaya gelir mi.. Geliyor işte..

Quentin Geri Döndü. -sonunda-

| Posted in


Tarantino’nun son filmi Inglourious Basterds ile ilgili ne bilgim ne haberim vardı. tek duyduğum Brad Pitt ile çalışacağı ve senaryosunu kendi yazdığı bir 2. dünya savaşı hikayesi anlatacağı idi.. Fragmanını özellikle izlemedim, hakkında bir şey okumadım.. (bu ancak yazın mümkün olabiliyor zira hiç bişey bilmeden filme gitme şansımı kaçırmak istemedim iyi ki de öyle yaptım..)

Hem video oyunlarından hem de filmlerinden artık kusma noktasına geldiğimiz 2. dünya savaşı filmlerine artık bitsin derken, “tarantino girdiyse ww2 olayına bi duralım beyler” denebilirdi elbette.. ve dendi elbette, daha da 2. dünya savaşı filmine cinsel ilişkiye zorlasanız gitmem düsturu bozularak filme gidildi. Hem de rezervuar köpekleri, pulp fiction ve jackie brown lezzetlerinin ardına daha lezzetlisini koymayı başaramamış ve başarma kaygısı da gütmeyen ve hatta adeta başarmamaya çabalayan Quentin’in bu hallerini bile bile..

Amma velakin hem kalemine hem vizörüne sağlık Quentin, bambaşka bir lezzet çıkarmayı başarmış ortaya.. Nasıl başarmış derseniz, bir defa sinema tarihine adını kalıcı şekilde yazdırmasını sağlayan iki filmi “rezervuar köpekleri” ve “pulp fiction” ın bir karışımına benziyor filmin iskeleti.. 90 lara yön verecek kadar önemli bu iki filmin yönetmeninin elinden çıktığı her haliyle belli Inglourious Basterds’ın.. örneğin filmdeki bar sahnesini izlerken, rezervuar köpeklerinin depodaki diyaloğu yoğun sahnelerini anımsıyor insan (insan=ben).. Filmin farklı hikayeleri aynı potada eritmedeki başarısı ve aslında hepsinin ortak bir kadere ilerleyişi de pulp fiction’ı anımsatıyor. Ama işin güzeli ve Tarantino’ya hakkını teslim etmemiz gerekliliğini doğuran kısım, bu aynı yöntemleri farklı bir lezzete dönüştürebilme yetisi.. çünkü aynı yöntemlerle farklı bir lezzet çıkarmak sinema insanının değerini ortaya koyuyor, zaten farklı bir lezzet yakalanamadığında bunun adına "kendini tekrarlamak" deniyor. Örneğin Guy Ritchie bahsettiğim durum için güzel bir örnek olabilir.

Filmin başlangıcındaki pipo - ego göndermesi, yakın plan ruj sürme çekimi klişelerine ya da güçlü metinlere yaslanan planlara kadar her şey gerçekten dahice düşünülmüş.. Filmi olduğu yerden bir kademe yukarı taşıyan bir başka unsur ise Christoph Waltz. evet, pek tabii ki bazı roller vardır, aktör için “ona sadece kaleye yuvarlamak kaldı” denebilir, ancak hakkını verelim ki Waltz performansıyla filme daha fazlasını katıyor. Soysuzlar çetesinin çoğu aktörü de aynı şekilde başarılı, Daniel Brühl'ün varlığı dahi filmin artı hanesine yazılıyor. Filmin asıl yıldızı olarak lanse edilen Brad Pitt için ise filmin en karikatürize karakterinin hakkını verdiğini ancak vasatı aştığını söylemenin zor olacağını düşünüyorum..

Filmin finali için de, Tarantino’nun sinema tarihinin klasikleri arasına hediye ettiği bir diğer sahne oldu diyebiliriz sanırım..

90 ların Tarantino'sunu özlediyseniz, Inglourious Basterds'ı kaçırmayın.

son ilah..

| Posted in



Amerikalı bir şarkıcının ölümü tüm dünyada bu kadar çok insanı derinden etkiliyorsa, orada bir tarih var demektir..

Elvis 50 ler gençliği için neyse, 68 kuşağına Beatles ne ifade ediyorsa, bizim sonundan yakaladığımız kuşak için de Michael odur..

Ve idollerin sonuncusudur MJ, ondan sonra kimse tamamıyla kendine ait bir tarz bir biçim yaratamamıştır.. günün pop starlarının dönüp dolaşıp geldikleri nokta, işinin ehli bir hip-hopçı ile feat lere girişmek, döneme ayak uydurmaktır..

Michael döneme ayak uydurmadı, koca bir dönemi kendisine uydurdu.. mesela aynı dönemin bir başka pop idolü Madonna ile arasında böyle bir fark vardır.. Madonna tüm zamanların starıdır, her döneme uyum sağlar.. Yeri gelir Justin ile düet yapar, yeri gelir müziğini tamamen değiştirir.. ama MJ yıllara hükmeder.. 80 ler devri kapandı dediğiniz anda 90 ların sonunda belirir ve sizi alıp yıllar öncesinde bıraktığınız ama aynı zamanda çok da özlediğiniz o yıllara geri götürür.. Bunun için çok bir çaba harcamaz, onu tüm zamanların en büyük müzik ilahı yapan da bu yeteneğidir zaten..

Son yıllarındaki yalnızlığı, küskünlüğü, yenilmişliği de bu yüzdendi zaten.. O döneme ayak uyduramazdı , çünkü o tüm zamanların en büyük pop idolü, mj'dı..