Quentin Geri Döndü. -sonunda-
| Posted in

Tarantino’nun son filmi Inglourious Basterds ile ilgili ne bilgim ne haberim vardı. tek duyduğum Brad Pitt ile çalışacağı ve senaryosunu kendi yazdığı bir 2. dünya savaşı hikayesi anlatacağı idi.. Fragmanını özellikle izlemedim, hakkında bir şey okumadım.. (bu ancak yazın mümkün olabiliyor zira hiç bişey bilmeden filme gitme şansımı kaçırmak istemedim iyi ki de öyle yaptım..)
Hem video oyunlarından hem de filmlerinden artık kusma noktasına geldiğimiz 2. dünya savaşı filmlerine artık bitsin derken, “tarantino girdiyse ww2 olayına bi duralım beyler” denebilirdi elbette.. ve dendi elbette, daha da 2. dünya savaşı filmine cinsel ilişkiye zorlasanız gitmem düsturu bozularak filme gidildi. Hem de rezervuar köpekleri, pulp fiction ve jackie brown lezzetlerinin ardına daha lezzetlisini koymayı başaramamış ve başarma kaygısı da gütmeyen ve hatta adeta başarmamaya çabalayan Quentin’in bu hallerini bile bile..
Amma velakin hem kalemine hem vizörüne sağlık Quentin, bambaşka bir lezzet çıkarmayı başarmış ortaya.. Nasıl başarmış derseniz, bir defa sinema tarihine adını kalıcı şekilde yazdırmasını sağlayan iki filmi “rezervuar köpekleri” ve “pulp fiction” ın bir karışımına benziyor filmin iskeleti.. 90 lara yön verecek kadar önemli bu iki filmin yönetmeninin elinden çıktığı her haliyle belli Inglourious Basterds’ın.. örneğin filmdeki bar sahnesini izlerken, rezervuar köpeklerinin depodaki diyaloğu yoğun sahnelerini anımsıyor insan (insan=ben).. Filmin farklı hikayeleri aynı potada eritmedeki başarısı ve aslında hepsinin ortak bir kadere ilerleyişi de pulp fiction’ı anımsatıyor. Ama işin güzeli ve Tarantino’ya hakkını teslim etmemiz gerekliliğini doğuran kısım, bu aynı yöntemleri farklı bir lezzete dönüştürebilme yetisi.. çünkü aynı yöntemlerle farklı bir lezzet çıkarmak sinema insanının değerini ortaya koyuyor, zaten farklı bir lezzet yakalanamadığında bunun adına "kendini tekrarlamak" deniyor. Örneğin Guy Ritchie bahsettiğim durum için güzel bir örnek olabilir.
Filmin başlangıcındaki pipo - ego göndermesi, yakın plan ruj sürme çekimi klişelerine ya da güçlü metinlere yaslanan planlara kadar her şey gerçekten dahice düşünülmüş.. Filmi olduğu yerden bir kademe yukarı taşıyan bir başka unsur ise Christoph Waltz. evet, pek tabii ki bazı roller vardır, aktör için “ona sadece kaleye yuvarlamak kaldı” denebilir, ancak hakkını verelim ki Waltz performansıyla filme daha fazlasını katıyor. Soysuzlar çetesinin çoğu aktörü de aynı şekilde başarılı, Daniel Brühl'ün varlığı dahi filmin artı hanesine yazılıyor. Filmin asıl yıldızı olarak lanse edilen Brad Pitt için ise filmin en karikatürize karakterinin hakkını verdiğini ancak vasatı aştığını söylemenin zor olacağını düşünüyorum..
Filmin finali için de, Tarantino’nun sinema tarihinin klasikleri arasına hediye ettiği bir diğer sahne oldu diyebiliriz sanırım..
90 ların Tarantino'sunu özlediyseniz, Inglourious Basterds'ı kaçırmayın.

Comments (0)
Yorum Gönder