Maradona kasırgasına hayal meyal tanık olduğum yılların ardından 88 Avrupa Şampiyonası'nda tanıştığım 3lünün en mütevazisi olanlarıydı Rijkaard. Bir gün Ali Samiyen'de GS armasıyla çıkacağını söyleseler güler geçerdim elbette. Bugünse kulüpten gönderiliyor Rijkaard.
Yeteneğinden sual olunmaz bir adamı tartışacak değilim, ancak buradaki serüvende o meşhur aşının tutmadığı da ortada. Hani sabır gerekir diyorsak da, bu ikili (gs ve rijkaard) sabırlada gelişecek gibi durmuyordu. Bazen böyle olur, herşey doğrudur ama başarı gelmez, şaşırmamak gerek.
O açıdan zamanlama ve karar doğrudur bence de yani öyle diyordum Pazar akşamı ama işte ayrılık vakti gelince, giden de çocukluğunuzun kahramanlarından biriyse o zaman ne düşüneceğini bilemiyor insan..
An itibarı ile hem Pes'in hem de Fifa'nın 2011 demolarını oynamış bulunuyorum. Yaklaşık 12 yıllık bir Pes oyuncusu olmama rağmen her yıl şişirildikçe şişirilen Fifaları da deneyimlemeyi adet edinmişimdir.
İşin doğrusu Fifa yıllarca kendi çizgisinde devam ettikten sonra baktı ki olmuyor, Pes'i taklit etmeye başladı, ardından Pes'in kötü bir kopyası haline geldi, daha sonra grafik konusundaki artılarıyla Pes'e rakip oldu, lisans konusundaki avantajlarıyla piyasadaki rekabetin içine tekrar girdi vs. derken bugün gelinen noktada kendi alanlarındaki pastayı bölüşmek konusunda Pes burun farkıyla önde gidiyor hale gelindi.
Fifa her yıl kendine birşeyler katıyor, Pes yerinde sayıyor bu yüzden ara kapanıyor gibi gelse de aslında öyle değil. Pes zaten yıllar önce oynanabilirlik mevzusunu çözdüğü için üzerine her yıl küçük eklemeler yaparak devam ediyor. (ki bu yenilikler bazen eskisinden daha kötü bir oyun piyasaya sürmelerine sebep oluyor) Fifa ise elinden geleni ardına koymuyor. İyi güzel de bugünkü demo deneyimlerimden bende kalan his, "fifa da baya iyi pes gibi olmuş nerdeyse, omuz omuzalar falan süper" olacakken, ea sports'un yıllardır tekrarladığı şu sorun çıkıyor karşıma; ceza alanında gol yemek üzereyken topu ileri vurduğumda sanki hagi pası atmışım gibi rakip arkadaşıma 60 metrelik pas atıyor olma durumum.. O kadar da değil yahu, eskiden şut tuşuna basınca 40 metreden şahane şutlar çekerdik fifa da şimdi öyle değil elbet, ancak verdiğim örneğin ne farkı var.
Pes özellikle pas kombinasyonlarını manuelleştirmeye çalışırken, Fifa'da hala pasa bastığınızda en güzel seçeneğe ulaştırabiliyorsunuz pasınızı, ilk başta iyi görünüyor ancak aylarca oynadığınızda çok sıkıcı bir hal alacak bu pas yüzdesi. Belki multiplayer oynarken insan zekası sayesinde pas yüzdeleri düşecektir ama ne farkeder ki, demoda fifa'nın onca özelliğine rağmen ağzımda kalan tat bu olduktan sonra..
Geçen sezon devre arasında Kewell'ın gönderilmesi gündemdeydi, Ocak ayının sonunda da Galatasaray taraftarı tepkisini koydu, baskı yaptı, "Herşeye Rağmen Kewell" dedi ve Kewell'ın gönderilmesine izin vermedi, belki geçen sezon için kötü oldu, belki doğrusu nonda'nın tutulup kewell'ın gönderilmesiydi, ancak ne olursa olsun o özel biri hem forma hem tribün açısından.. O gün de demiştim şimdi de diyorum, ortalama her 2.5 yılda bir şampiyon olan bir takım için şampiyonluktan çok ama çok daha değerlidir Kewell gibi adamlar.. Taraftar çoğu zaman saçmalasa da böyle nüansları bilir, o yüzdendir ki takıma çok fazla katkı sağlayan, takımın hücum hattının katalizörü denebilecek Keita'nın gönderilmesine, sakatlıklar sonucu oynayıp oynamayacağı bile belli olmayan Kewell gibi tepki gösterilmemiştir..
Yıllarca sömürdüğü halkın evine seçim öncesinde gidip kameralar karşısında, "bakın biz de sizin sefil hayatlarınız içinde yer alabiliyoruz, halinizden anlıyoruz, bakın bakın biz de yer sofrasında yemek yiyip, çamurlu yollarınızda yürüyebiliyoruz.. Hepimiz biriz aslında" ayağı yapması gibi birşeydi belki de sömürenlerin halı saha kiralar gibi "hadi bu yıl afrika'da oynayalım sevinsin garibanlar" demesi ama yine de afrika'da olması güzeldi ekran başında bile olsam, vuvuzela beynime tecavüz etmiş bile olsa yine de en evimde gibi hissettiğim kupaydı..
Size layık değil ama teşekkürler Afrika..
Ayrıca hadi içine ettiğiniz coğrafyada kupayı, yalandan şirinlikler, sahiplenmeler falan filan eyvallah da, hesabı ödeyin bari arkadaş, ne de olsa ağanın eli tutulmaz..
Final öncesinde, herkesin ısrarla söylediğinin aksine bence gayet keyifli bir turnuva izledik. Yeni Zelanda'nın onurlu mücadelesi, Şili'nin futbola saygı duruşu olarak algılanabilecek hücum futbolu, Almanların belki önümüzdeki 10 yıla damga vuracak jenerasyonu ve Maradona'nın hezimet sonrası kızına uzun uzun sarıldığı anlar ve Hollanda süprizi ile bence gayet başarılı bir turnuvaydı..
Özellikle Almanya'nın İngiltere ve Arjantin'i ezip geçtikten sonra İspanya karşısında düştüğü durum İspanya'nın görkemli olmasa da yenilmez futbolunu bir kez daha tasdikledi.. Xavi, İniesta çevresinde kurulmuş bir takımın rakip takımı ne kadar kötü hallere düşürebildiğini zaten Barcelona'dan biliyorduk ama dünya kupasında izlemek de ayrıca etkileyiciydi..
Bunun yanında Gana'nın Afrika'nın takımı olarak yola devam edişi ve belki de turnuvanın en unutulmaz anında elenmesi bu turnuvanın en azından vuvuzela kadar simge bir anısı olacak.. Gyan'ın penaltıyı kaçırıp kaderi değiştirdikten sonra penaltılarda ilk penaltı atışına gelip onu da 90 a çivilemesi gerçekten koltuklarımıza yapışmamızı sağladı..
Arjantin'in şampiyon olmasını çok istiyordum, ama görünen köy kılavuz istemedi, orta sahası olmayan defosu bol bir takımın dünya kupası gibi konsantre bir rekabet alanında başarılı olma şansı mucize ile eş değer bir ihtimaldi sadece..
Sonuç olarak latin amerika rüzgarıyla başlayıp, avrupalıların ağırlığını sonradan koyduğu, maradona'lı, vuvuzelalı, dramatik anları bol, büyüklerin kapışmasına yeterli sayıda şahit olduğumuz güzel bir turnuva izledik, bu akşamdan itibaren geri sayım başlayacak.. ilk hedef 2012 euro cup..
İlk maçlar nerdeyse bitti. Tüm eleştirilere rağmen bence hiç de fena bir dünya kupası sayılmaz (vuvuzelaya bile alıştık o derece). Ayrıca benim yaşlarımda olan hangi futbolsever mükemmel bir dünya kupası izlediğini iddia edebilir.. Hayal meyal hatırladığımız 86'dan sonra hangi harika futbola sahne oldu ki.. Dünya kupasının alameti farikası başka..
Zaten gönlümün tek sahibi Arjantin'i bir kenara koyarsak, gruplarda gönül fetheden performanslar sınırlı kadrosuna rağmen ateşli mücadelesini sonuna kadar sahaya koyan Şili, finallere gelişi ile bile film olabilecek Honduras ekibi ve gruptan gol yemeden lider çıkan Uruguay denebilir.
Hayal kırıklıkları ise Capello ile bambaşka olacağını düşündüğümüz İngiltere, son şampiyon İtalya ve tabii ki ev sahibi olmalarına rağmen nal toplayan afrika takımları (Fransa'yı saymadım çünkü bence çok süpriz olmadı.)
İşin ilginci gruplardan gayet süpriz sonuçlar çıkınca, eleme ağacının şekillenişi.. İngiltere-Almanya eşleşmesi, G. Kore, Uruguay, ABD ve Gana'dan birinin yarı finali görecek olması ve hatta gayet 2. turda olası bir Brezilya-İspanya eşleşmesi..
Üzülsek mi sevinsek mi bilemiyorum, bu kadar süpriz içinde büyüklerin maçlarını görmeyi garantiledik sayılır, ancak bu gidişle yarı finaller 2002'ye benzer şekilde oluşacak gibi de duruyor (ki o 4 lüden biri biz değilsek hiç de eğlenceli değil)
Sonuç olarak üst düzey futbol izleyemesek de renkli gidiyor bence turnuva, Afrika'nın tüm olumsuzluklarına rağmen..
Pierce ve Garnett'in performansı yerlerde ve Lakers'ın Kobe'si kendi vasatının çok çok altında olunca. Ron Artest kendi takımından çok Boston'a katkı yapınca maçın sonucunu iyiden iyiy merak ediyorduk ki, Ray Allen muhteşem bir şut yüzdesi ve Rondo triple double ının yanı sıra son çeyrekteki hemen hemen tüm kritik hamlelere imza atışıyla final serisinde servis kırmayı başardılar..
Yalnız bu maçtan aklıma takılan şu ki; Ray Allen ilk yarı da 8 de 7 üçlük atmış, Rajon Rondo maç boyu muhteşem oynamış, Kobe alışageldiğimiz sarsıcı oyununu hiç oynayamamış, son çeyreğin çoğunluğunu 5 faulle oynamış, Ron Artest Pierce'ı savunmak dışında kullandığı tüm topları lakers aleyhine kullanmışken, yani kısacası boston'da 2 çok üst performans , Lakers'ta ise olabileceğinin en kötüsü bir kobe varken maçın hiç kopmamış olması.. Bu durum seride Celtics'in işinin ne kadar zor olacağını gösteriyor bence..
5. sezonun sonunda final bu deselerdi hayalkırıklığına uğrardım, ancak bu sezonun gelişimi bu finale şaşırmamamı sağladı. Hatta tatmin edeyazdı bile denebilir. Finalin ada kısmı vasat, alternatif evren kısmı ise bence yeterliydi. Faraday'ın bahsedip durduğu "constant" teorisinin finale biçim vermesi de bence gayet güzeldi.. Herkes kendi "sabitini" gördüğünde, ona dokunduğunda farkına vardı..
Kilisede neden Michael ve oğlu yoktu, Walt'ın özel durumunun açıklaması neydi, üzerimize tişört diye giydiğimiz numaraların esprisi neydi, vs. vs. gibi daha bir çok soru açıkta kalsa da, 6 sezon boyunca hemen hemen her bölümünde beni koltuğa yapıştırmış bir diziye, artık tüm olağanüstülükleri bekler hale gelmişken "aaa beni neden 2. sezonun 4. bölümü kadar şok edemedin" diye eleştirmeye gönlüm el vermiyor..
Ben hakkımı helal ettim özetle.. Jack, Benjamin, Hurley başta olmak üzere hepsinin gözlerinden öpüyorum..
Lost'un finali 24 Mayıs'ta Amerika ile aynı saatte Dizimax'te. Final bölümü 2.5 saat sürecekmiş. Reklamsız 2 saatlik bir final bizi bekliyor yani.. Yıllardır beklenen final yaklaşıyor, heyecan artıyor, işin dramatik yönü ise başlı başına bir dönem kapanıyor..
Yıllarca oynadı, 18 e giremediğinde de çalışmaya devam etti, yedek kulübesinde haftalar geçirirken de, 6 ay arayla sahaya çıkıp sanki bir önceki maçta 90 dk oynamış gibi mücadele etti. Her zaman o takımın abisiydi ama hiç bir zaman kimseye "abi" lik taslamadı.. Giderken gönül koymak için kılı kırk yarmadı, (artık gelenek haline gelen) emekli olmanın gerilimi ile "Galatasaray da çok vefasız" triplerine girerek orta yaş bunalımları yaratmadı.. Hakkını helal et Emre.. Bizimki sonuna kadar helal olsun..
Lazio Inter maçında Lazio taraftarı şampiyonluk mücadelesi yapan ezeli düşmanları Roma ile dalga geçmek için yedikleri gollerin ardından bu pankartı açtılar.. Roma'nın cevabı ise tabii ki gecikmedi..
Lazio taraftarı ezeli düşmanları Roma'nın şampiyonluk ihtimaline karşı kendi takımlarının yenilmesi için hafta boyu yoğun bir çaba sarfetti.. Antreman sahaları ziyaret edilerek futbolculara taraftarın isteği aktarıldı, maçta kendi takımlarının atakları yuhalandı, kendi kalelerine giren toplarda stad yıkıldı..
Özetle daha bir hafta önce kendilerini çimlere gömen rakiplerine karşı nefretlerini kusabilmek adına Lazio taraftarı kendi takımının aleyhine bağırdı, çok sevdiklerini iddia ettikleri takımlarının kaybetmesi için uğraştı..
Adına şike mi demek lazım, ahlaksızlık mı, onursuzluk mu bilmem ama nazi kültüründen beslenen bir tribünden, ırkçılıkla övünen bir ahaliden beklenmeyecek birşey değildi..
Hafta sonunun en güzel maçıydı bence, Roma derbisinde üst düzey futbol yoksa da, mükemmel bir mücadele vardı.. Kendini ateş hattından uzak tutmak isteyen Lazio ile Milanoluların arasından sıyrılmayı hedefleyen, ligin süpriz şampiyon adayı Roma arasındaki maça bir de ezeli düşmanlığın ateşi eklenince kemik sesi gelen bir 90 dakika izledik..
Nazisever Lazio öne geçse ve Toni hiç oralı olmasa da, Vucinic problemi adeta tek başına çözdü.. Roma şampiyonluk yolunda büyük bir adım daha attı. Lazio'yu ezdi, Milan'ı safdışı bıraktı, Mourinho'nun canını sıktı.. Benim gibi Roma severlerin Pazar akşamı keyfi oldu..
Kupayı büyük kaptanın ellerinde görmek dileği ile..
İki gün önce Inter Juventus defansının kilidini Maicon'un muhteşem golüyle kırınca, bugün Seri A nın diğer iki talibine kazanmaktan başka seçenek kalmadı.. Önce zorlu Sampdoria deplasmanında Milan'ı izleyeceğim, ardından (bu yılın bence mutlak hakedeni) Roma'nın nazi Lazio'sunu aşmasını bekleyip, bizdeki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinden çıkacak sonucun ligin son 4 haftasının lezzetlendirmesini umacağım, bunlar olurken üstüne bir de Real'in Valencia karşısında tökezleme ihtimalini seveceğim..
Desteklediklerim kazanır, dilediğim sonuçların hepsi gerçekleşirse de, çam sakızı çoban armağanı bir bahis de kazanacağım..
Pazar günü güzel başladı, daha da güzel bitmesi dileğiyle..
Ülkenin bu haftaki gündemi Ali Samiyen'den yükseldi.. Galatasaray taraftarı kötü gidişe sert tepki verdi.. Pankartlar ters çevrildi, ilk 5 dakika ölüm sessizliği vardı, "aşkımız formaya sizlere değil" dedi taraftar.. Jo'nun duyarsızlığına karşı hesabı kestiler.. Hepsini anlayabiliyorum, haklı ve doğru da buluyorum.. Taraftar kavramının sadece "izleyici" ya da "destekleyici" olmasına da karşıyım.. Hepsine eyvallah.. yalnız bu takımın içinden çıkmış, altyapısından yetişmiş, soyunma odasının önünde Fenerbahçe marşı çalınmasına bile refleks gösterebilecek kadar Galatasaraylı bir kaptanı ıslıklamalarını, protesto etmelerini dahası kız arkadaşına yaptığı bir jestten protesto üretmelerini anlamam mümkün değil..
fotografta Papa'nın ilgi gösterdiği ufaklık Roma'nın en büyük efsanesi Totti'den başkası değil.. doğma büyüme Romalı, daha 7 yaşında Roma forması giymeye başlamış, 11 yaşında minikler, 16 yaşında gençler ve 20 yaşında da Roma kaptanı oldu Totti.. Büyük yetenekti, Roma'yı diğer İtalyan devlerinin arasından şampiyon yapan ekiplerin lideri oldu hep.. Real Madrid, Milan, Chelsea, Barcelona hemen hemen tüm büyük takımlar istedi Totti'yi ama o gitmedi, belki bu yüzden şampiyonlar ligi kaldıramadı kariyerinde.. Ama o çok az sayıdaki futbolcunun sahip olduğu birşeye sahip.. Bir camianın sınırsız sevgi ve saygısına.. Şimdi böyle olunca o maddi başarılara bu manevi hazzı tercih etmek anlaşılabilir.. Tuttuğun takımın formasını 7 yaşında giyip hiç bir maddi çıkar uğruna bu formayı çıkarmamak, bu amatör ruhu kariyerinin sonuna kadar taşımak eşsiz bir duygu olsa gerek.. Totti bu yüzden özel bir adamdır ve Roma taraftarı bu yüzden ona sınırsız tapar..
Hagi'nin attığı gole sevinen top toplayıcı ufaklık da Gs formalı Arda'dan başkası değil.. Arda'da da tıpkı Totti gibi Gs forması içinde büyüdü, gözünü Galatasaray'da açtı..20 yaşında yıldız, 22 sinde kaptan oldu.. Bugün ülke futbolunun tartışmasız en yetenekli oyuncusu, bonservisine 15 milyon euro teklif edilen tek türk futbolcu.. Sakat sakat sahaya çıkacak kadar amatör bir ruhla seviyor Galatasaray'ı , rakip takımlardan gelen yüksek meblağları elinin tersiyle ittiğini çok iyi biliyoruz.. Arda'dan bir Totti efsanesi çıkar mı diyordum hep.. Avrupa'da daha büyük takımlarda oynamayı Galatasaray'ın 2. Metin Okty'ı olmak için es geçer mi diye düşünüyordum.. Ama bu hafta gördüm ki, Tottilere sahip olmak için öncelikle Roma taraftarı gibi taraftar olabilmek lazım.. Ülkedeki taraftar potansiyelinin nasıl değiştiğini görmek gerek.. Metin Oktay her kötü durumda anılır, onun o Galatasaray aşkına gönderme yapılır, ancak bunu yapanlara sormak gerekiyor eğer kötü sonuçlarda Metin Oktay'ı da yuhalasaydınız o aşk ne kadar sürerdi.. Siz Metin'in zamanındaki taraftar değilsiniz, o yüzden Metin gibi adamları özlemle anmayı bırakın..
Taraftarın aynaya bakma vaktidir bence artık.. Arda gibi adamları kırmak için Jo'nun yaptığı gibi Fenerbahçe maçı sonrası alem yapmak gibi geçerli sebepler gerekir.. Dediğim gibi taraftar aynaya bir bakmalıdır ve düşünmelidir biz Metin Oktaylar Tottiler istiyoruz ama acaba biz o efsanelere layık mıyız diye..
Rijkard onu oynatmaya başladığından beri, performansı her zaman belli bir standartın üzerinde oldu, ancak geçen yıl katalanlar bir kulüp takımının kazanabileceğinin maksimumu olan 6 kupayı birden kaldırarak muhteşem bir rekora imza attıklarında, bu başarının büyük bölümü çelimsiz bir arjantinliye aitti.. Bu yıl ise geçen yıl ki performansının da üzerine çıkıyor Messi.. Durdurulamıyor, yavaşlatılamıyor.. Arsenal Valencia gibi takımların başarılı savunma hatlarını rezil ediyor, futboldan soğutuyor, defans oyuncularının yeteneklerini sorgulamalarına yol açıyor..
Dün akşam hayatımda izlediğim en spektakülar performanslardan birini izledim. Arsenal Camp Nou'da süpriz bir golle öne geçtiler ve Messi bu süprizi bir kabusa çeviriverdi. Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Arsenal gibi bir takıma hem de öne geçtikten ve kontrollü bir taktiğe döndükleri sırada, yaklaşık 30 dakika içinde 3 gol atabiliyorsanız tek başınıza, ikinci yarıda 4. golü neredeyse tüm defansı düğümleyip kaleye kalecinin bacak arasından gönderebiliyorsanız futbolseverlerin hayalgücünün ırzına geçiyorsunuz demektir.. Çünkü futbolla ilgili ne gibi bir performans hayal edilebilirse Messi bunları gerçeğe dönüştürüyor.. Maradona'dan beri bunu yapabilen ilk futbolcu Messi.. Evet Zidane vardı, evet Ronaldo (ilk Ronaldo) vardı , evet Ronaldinho da çok büyük, Rivaldo da efsaneydi.. Ama Messi yanına kimseleri koyamadığımız, futbolun tanrısı demenin hiç de abes durmadığı Diego Armando'nun yanında durabilecek tek isim.. Belki asla bilemeyeceğiz Maradona'nın Napoli efsanesi gibi bir başarı Messi'nin yakalayıp yakalayamayacağını, bilemeyeceğiz çünkü Messi Maradona'nın aksine uslu bir çocuk, disiplinli bir oyuncu, alabildiğine mütevazi ve hiç bir aykırılığı yok.. Yani Maradona gibi yüklü bir ücret karşısında düşme potasındaki bir takıma en azından önümüzdeki 10 yılda gitmesi zor görünüyor.. O her zaman en büüyklerin arasında oynayacak, belki şampiyonlar ligini en çok kaldıran futbolcu olacak..
Özetle Messi Maradona ile kıyaslanabilecek yegane futbolcu, daha doğrusu yaşına ve geldiği noktaya bakıldığında Maradona'yı geçme potansiyeline sahip.. Belki hiç bir zaman "o" nun kadar özel olamayacak, ancak onu geçebilme ihtimali olan birini izleme şansına sahip olduğum için dahi denk geldiğim yıllara şükrediyorum diyebilirim..
Son olarak, dün izlediğim Messi hafta sonu Real'e bırakmaz şampiyonluğu, ayrıca Şampiyonlar Ligini de kazanacaklardır bence.. Çünkü adam başka oynuyor..
Hayatımda ilk kez bir Fenerbahçe takımını destekledim, hayatımda ilk kez Fenerbahçe formalılar maçı kaybettiğinde sinirlerim bozuldu.. Fenerbahçe Acıbadem'in kızlarının mücadelesini görünce futboldan milyon dolarlar kazanan dünyanın en sıradan türk futbolcularına biraz daha sinirlendim..
2-0 dan döndürüyorlardı maçı, mucizeyi gerçek yapıyorlardı neredeyse, 2-0 a rağmen müthiş mücadele ettiler.. gerçekten inanılmazdılar..
Bu arada 3 çok kritik hata yaptı hakemler, iki kez blok out olan topa içerde çaldılar, birinde ise blokta temasımız yokken bize blok out verdiler.. (gerçi birinde seti aldığımız için önemi yoktu, ama diğerinde çok kritik bir sayıydı..)
Şampiyonluk primini umarım yönetim yine de verir takıma, çünkü eğer bu ülke tarihinde eşine az rastlanır başarı ve mücadeleyi ortaya koyan, Avrupa ikincisi olan, koyu bir Galatasaraylıyı bile Fenerbahçe takımı ile ilgili bir yazıda "biz" diye yazdırabilen bir takımı, şampiyonlar liginde çeyrek finale kalan futbolcular kadar ödüllendirmezse Aziz Başkan, Galatasaraylıların bile Fenerbahçeli gibi maçı izlemesini sağlayan kızlara büyük ayıp etmiş olur..
Maradona güya milli takım teknik direktörü olarak, aslen ve pek tabii ki canı gibi sevdiği Boca'nın fanatik bir taraftarı olarak her zamanki yerindeydi. Bombonera ağzına kadar dolu ve ağzına kadar coşkuluydu. Tek gerekli olan ezeli rakibi devirmekti, takım az hata yaptı, River son derece etkisizdi ve Medel sahneye çıktı sonucu belirleri 2-0..
Bombonera yıkıldı, Diego'nun keyfi yerindeydi, River kuyruğunu kıstırıp evinin yolunu tuttu.
Biz dünyanın öbür tarafındaki Bocalılara da hem internetten izlediğimiz maçın, hem Maradona'yı tribünde de olsa görmenin keyfini sürmek ve dünyanın en büyük derbisi dururken, Real- Getafe maçını vermeyi tercih eden NTV ye teesüflerimizi sunmak kaldı.
La Bombonera'dan Dale gelsin madem bu güzel galibiyetin üzerine..
Aziz Yıldırım, işler her yolunda gitmediğinde yapmayı alışkanlık haline getirdiği şeyleri yapmaya devam ediyor, tesisleşme, kurumsallaşma gibi konularda ne kadar başarılı ise, sportif olarak da bir o kadar başarısız olduğunu 12 koca yılda dahi anlamamış bir halde, "ben herşeyin doğrusunu yaptım" mottosunu hala üzerinde bir rütbe gibi taşıyarak ve kendinden başka herkese suç bularak yoluna devam ediyor..
Fenerbahçe ve Galatasaray kendi maçlarında lehte ve aleyhte yapılan hatalar teraziye konsa birbirleriyle eşit düşecek, ancak diğer anadolu takımları ile kıyaslandıklarında utanç içinde kalacakları bir tabloyla karşılaşırlar. Buna rağmen büyük dediğimiz takımların harcadıkları onca paraya rağmen yeterli başarının sağlanamaması üzerine devamlı sarılınması gereken başka sebeplere ihtiyaçları olur.. Bu hep böyle olmuştur.
Ancak yine de bu büyük camiaların kendilerine has bir üslubu , bir ahlak anlayışı olmalıdır. Devre arasında hakemin odasını basarak, "adam gibi yönetin lan maçı" üslubu takındıktan sonra o hakemden düzgün yönetim beklemek aptallıktır.
Bunu bu ligin diğer 17 takımının dahası federasyon ve mhk nin kabullenmesi ise daha büyük aptallıktır. Tribünde çıkan bir kavga üzerine, üstüne gelen başka kimse de yokken kendini alt tribüne atan akıl sağlığı şüpheli kişinin yarattığı olaya "tribünden adam atmak" diye bakabilenlerin, hakem odasına hem de maç bitmeden girme küstahlığını gösteren, hakemi azarlayan bir başkana nasıl katlanabildiklerini anlamak ancak ikiyüzlülük ile açıklanabilecek bir durumdur.
Aziz Yıldırım bu kadar para harcayıp bu kadar basiretsiz bir takım kurduğunu ve başkanlık yaptığı yanılmıyorsam 12 yılda 6 galatasaray, 4 fenerbahçe şampiyonluğu görebilmiş bir başkan olarak yaptığı onca olumlu şeyin yanında sportif başarıyı neden sağlayamadığını düşünmek yerine her bulunduğu ortamda kabadayılık yapmak, her 2-3 yılda bir yalandan istifa şovlarını tekrarlamak, işine gelmediğinde verin topumu oynamıyorum diyen çocuk edasıyla kulüpler birliğine ancak başkan olduğu takdirde katılmak gibi alışkanlıklarına sıkıca sarılmasını insan anlamakta zorlanıyor..
Ve bu hakemlerin otoritesini sarsmak için tüm çabaların harcandığı, büyüklere hata yapan hakemlerin düdüklerini asmaya kadar gittiği, takım isimlerinin adalet duygusunun çok üzerinde olduğu bir ülkede hakemlerden ne tür bir başarı bekleniyor gerçekten anlamak mümkün değil. Bu yönetici tavırları, bu medya maymunlukları, bu güdük futbol anlayışı ile fazlasını hakettiğimizi düşünüyor olamayız!
Maç, pl'nin iki önemli takımının karşılaşması olmasının ötesinde farklı bir heyecana gebeydi. İngiliz futbol dünyasının magazin kısmını uzun süredir meşgul eden olayın 2 kahramanı Terry ve Bridge sahada karşılaştılar. Terry'nin uzattığı eli Bridge'in es geçmesi hakem düdüğü çalmadan maçın başladığının en önemli göstergesiydi. Gol sonrası Tevez'in Bridge'i işaret etmesi, Mancini'nin oyundan alışı ve en önemlisi Chelsea'yi kendi evinde 4 golle devirmeleri 3 puandan fazla anlam taşıyor gibiydi.
Futbol kariyerinden çok şey götüren sakatlığı nüksetti Kewell'ın tam da sözleşme yenileme arifesinde, tam da gs gönderecek yabancı futbolcu ararken.. Türkiye'ye gelmiş en büyük isimlerden biri Kewell, imzayı attığı gün öyleydi, şimdi çok daha fazlası.. BUrada olduğu süre boyunca hem futbolcuğu hem de insanlığı ile kalbimize taht kurdu bu adam (ağlak bir üsluba doğru gidiyor yazı) kötü oynasada asla ıslıklanmayacak bir noktaya geldi tribünlerin gözünde, sakatlansa ve gitmesi takımın yararına olacak olsa dahi kalsın denecek bir noktaya geldi. Hem dünyada hem bizim ülkemizde tribünlerde bu hisleri uyandıran oyuncu sayısının ne kadar az olduğunun farkında mıyız? iyiniyetinden sual olunmaz, sahada herşeyini veren, takımın ve camianın değerini asla düşürecek bir hareket yapmayacağından emin olduğumuz, aynı zamanda kişiliği ile de takımda bulunan gençlere örnek olabilecek bir yıldıza sahip olmak için kaç aday var dünyada?
Evet belki Kewell ne Dos Santos kadar sağlıklı ve çok süre alabilecek bir oyuncu, ne de Jo gibi kadronun ihtiyaç duyduğu bir mevkinin adamı, evet belki ikinci bir linderoth vakası olacak bu sakatlıktan sonraki süreçte. Belki sportif ve mali açıdan da gitmesi yararlı olan takıma, ama şunu da düşünmek gerekmiyor mu acaba? Kewell gibi eşine az rastlanır bir adamı, taraftarın performanslarının ötesinde kalbine kazıdığı bir oyuncuyu takımdan göndermenin takım ve tribün ruhu açısından yaşatacağı erozyon, ligde tribünde oturacak bir yabancı hakkından feragat etmekten daha mı önemsizdir?
Eğer bu stratejik bir hata olacaksa, sakat bir futbolcuyu elde tutmak, 1 yabancı hakkını kullanmamak bizi şampiyonluktan , avrupa kupasındaki yüksek mertebelerden edecekse de, etsin. Şampiyon olmamak, Kewell gibi bir adamın gs formasını üzerinden çıkarmasından daha kötü değildir!
..Videonun youtube sayfasını açıp en son yapılan yoruma göz atmanız da teknolojik gelişmelere ne kadar duyarlı bir ülke olduğumuz hakkında eğlenceli bir örnek görmenize vesile olacaktır..
Sezon ortasında, büyük vaatler altına imza atmadan alınabilecek en yi forveti aldı Galatasaray. hem kiralık hem de yıl sonunda 8 milyon euro ya satın alma opsiyonu hakkı var. Devre arasında yapılan tüm transferler risklidir, böyle bir anlaşma gerçekten büyük başarı.Özetle Hoşgeldin Jo..
Jay Leno'nun programında 10 soru cevap bölümünde canlı yayın bağlantısının konuğu Michael Jordan'dı. Soruları sırayla cevaplayan MJ , hala smaç basabiliyor musun? sorusunu kısa ve net cevapladı..
"Can I still dunk, are you stupid? Yeah, I can still dunk. I'm old, I'm not lame."
Ayrıca MJ hayatınızda karşılaştığınız en kötü golfçü sorusuna da tereddütsüz Sir Charles Barkley'in ismini verdi ve hatta ekledi, o kadar kötü ki artık onu turnuvalarıma çağırmıyorum..
Serdar Ortaç, "Ben Adam Olmam" isimli şarkısını ispanyolcaya çevirip Meksika'da piyasaya sürerek, kendi hakkındaki yargısını meksikalılara da açıklayalı 4 yıl..
Siena maçının ilk 30 dakikası itibarı ile, ölü bir topu önce diriltip, sonra takımına bir penaltı, rakip kaleciye de bir kırmızı kart hediye edip, üstüne bir de jenerikleri bayram ettirecek bir gol attı..
Kenan Komutan şarap takviyeli hayal gücü, tiyatral anlatımı ve "keşke karşılaşsam da 1 şişe şarabı paylaşıp İstanbul'un fethini bir de Kenan Komutan'dan dinlesem" dedirten muhteşem hikayesi ile geçen yıla dair en güzel internet anısı oldu..
Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum. Sen diğer tüm olası dinleri neden reddettiğini anladığın zaman, Benim de neden senin dinini reddettiğimi anlarsın.
Uyduk Beckett'e
bekledik onu
gelmedi godot,
godot gelmedi..
Sorduk Beckett'e
kim lan bu godot?
Samuel Beckett suskunluğu korudu..
Susunca haklı çıkıyor insan..
Bir bok denizindeydik
umuttu godot,
godot'ydu moda..