Lewis Kadınlar Matinesinde...

| Posted in



Son 20 yılda hepi topu 9 filmde oynamış, bu 9 filmin 4 ile oscara aday olmuş (akademinin salak seçimleri sonucu değil, çok yüksek performanslarla) 2 sini almış ve ayrıca film çekme konusunda çok seçici olan bir adamın filmi geleceği zaman heyecanlanıyor doğal olarak insan.

Daniel Day Lewis'in oynamayı tercih edip te, izleyen için vakit kaybı olan bir film var mı bilmiyorum. (atladığım bir film yoksa, yok) Hal Böyle olunca aktörün son filmi "nine" ın gösterim tarihi de sabırsızlıkla beklenen tarihler listesinde kendine yer buluyor tabii.

Nine'ı sabırsızlıkla beklememize sebep sadece Lewis değil bu arada. Filmin oyuncu kadrosuna baktığımızda oscarı olmayan giremez gibi bir durum mevcut sanki. Sophia Loren'den, judi Dench'e, Penelope'den,taze oscarlı Mairon Cotillard'a kadar bir çok önemli isim mevcut filmde. ( geniş kadın oyuncu kadrosuyla bir yedi kocalı hürmüz havası da yok değil hani)

Filmin yönetmeni çektiği 2 filmle birden akademinin gözüne girmiş, hatrı sayılır heykel kazanmış (Memoirs of a Geisha ve Chicago) bir abimiz Rob Marshall.

Özetle, hem Lewis'in bir başka güzel performansına tanık olmayı, hem yine Lewis'in referansıyla güzel bir film keyfi yapmayı, hem her ne kadar dandik ödül dağıtımına çok sinir olsak ta eğlenceli bir etkinlik olan oscarlarda boy göstermesi kuvvetle muhtemel bir yapımı izlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.


**Bu arada filmin ilk senaryosunu Federico Fellini'nin yazdığını ve türünün müzikal olduğunu da eklemek gerek.

Google da Bazen Saçmalar...

| Posted in



Internet dünyasının gölgesinden hızlı atılım yapan markası Google, atılım ve katılımlarına hızla devam ededursun, arada saçmalamıyor da değil hani.. Aradığınızı önünüze getirme konusunun profesör markasının kendi yarattığı web tarayıcısı "Chrome" u hergeçen gün geliştirdiğini biliyoruz. Doğruya doğru hiç te fena gitmiyorlar. Muhafazakar explorer cıları ve benim gibi Firefox tutkunlarını bir kenara bırakırsak yeniliklere açık kullanıcılar için hızlı bir arayüz, sade tasarım ve google'ın diğer tüm artılarını barındırıyor Chrome..

Neyse konumuza dönmek gerekirse olay şu ki, Google araç çubuğunu tarayıcınıza iliştirmek istediğinizde eğer tarayıcınız Google Chrome ise, "üzgünüz fakat Google Toolbar sadece Firefox ve Explorer'da çalışmaktadır" uyarısı veriyor. Yani Google'ın araç çubuğu, Google'ın tarayıcısını tanımıyor, tanımadığı gibi küçümsüyor bir de. Kendi tarayıcısına bunu yapar mı insan.. Yapıyor işte.. Dahası Google gibi imaj gücü internette 10 kaplan gücünde olan bir marka böyle tufaya gelir mi.. Geliyor işte..

Quentin Geri Döndü. -sonunda-

| Posted in


Tarantino’nun son filmi Inglourious Basterds ile ilgili ne bilgim ne haberim vardı. tek duyduğum Brad Pitt ile çalışacağı ve senaryosunu kendi yazdığı bir 2. dünya savaşı hikayesi anlatacağı idi.. Fragmanını özellikle izlemedim, hakkında bir şey okumadım.. (bu ancak yazın mümkün olabiliyor zira hiç bişey bilmeden filme gitme şansımı kaçırmak istemedim iyi ki de öyle yaptım..)

Hem video oyunlarından hem de filmlerinden artık kusma noktasına geldiğimiz 2. dünya savaşı filmlerine artık bitsin derken, “tarantino girdiyse ww2 olayına bi duralım beyler” denebilirdi elbette.. ve dendi elbette, daha da 2. dünya savaşı filmine cinsel ilişkiye zorlasanız gitmem düsturu bozularak filme gidildi. Hem de rezervuar köpekleri, pulp fiction ve jackie brown lezzetlerinin ardına daha lezzetlisini koymayı başaramamış ve başarma kaygısı da gütmeyen ve hatta adeta başarmamaya çabalayan Quentin’in bu hallerini bile bile..

Amma velakin hem kalemine hem vizörüne sağlık Quentin, bambaşka bir lezzet çıkarmayı başarmış ortaya.. Nasıl başarmış derseniz, bir defa sinema tarihine adını kalıcı şekilde yazdırmasını sağlayan iki filmi “rezervuar köpekleri” ve “pulp fiction” ın bir karışımına benziyor filmin iskeleti.. 90 lara yön verecek kadar önemli bu iki filmin yönetmeninin elinden çıktığı her haliyle belli Inglourious Basterds’ın.. örneğin filmdeki bar sahnesini izlerken, rezervuar köpeklerinin depodaki diyaloğu yoğun sahnelerini anımsıyor insan (insan=ben).. Filmin farklı hikayeleri aynı potada eritmedeki başarısı ve aslında hepsinin ortak bir kadere ilerleyişi de pulp fiction’ı anımsatıyor. Ama işin güzeli ve Tarantino’ya hakkını teslim etmemiz gerekliliğini doğuran kısım, bu aynı yöntemleri farklı bir lezzete dönüştürebilme yetisi.. çünkü aynı yöntemlerle farklı bir lezzet çıkarmak sinema insanının değerini ortaya koyuyor, zaten farklı bir lezzet yakalanamadığında bunun adına "kendini tekrarlamak" deniyor. Örneğin Guy Ritchie bahsettiğim durum için güzel bir örnek olabilir.

Filmin başlangıcındaki pipo - ego göndermesi, yakın plan ruj sürme çekimi klişelerine ya da güçlü metinlere yaslanan planlara kadar her şey gerçekten dahice düşünülmüş.. Filmi olduğu yerden bir kademe yukarı taşıyan bir başka unsur ise Christoph Waltz. evet, pek tabii ki bazı roller vardır, aktör için “ona sadece kaleye yuvarlamak kaldı” denebilir, ancak hakkını verelim ki Waltz performansıyla filme daha fazlasını katıyor. Soysuzlar çetesinin çoğu aktörü de aynı şekilde başarılı, Daniel Brühl'ün varlığı dahi filmin artı hanesine yazılıyor. Filmin asıl yıldızı olarak lanse edilen Brad Pitt için ise filmin en karikatürize karakterinin hakkını verdiğini ancak vasatı aştığını söylemenin zor olacağını düşünüyorum..

Filmin finali için de, Tarantino’nun sinema tarihinin klasikleri arasına hediye ettiği bir diğer sahne oldu diyebiliriz sanırım..

90 ların Tarantino'sunu özlediyseniz, Inglourious Basterds'ı kaçırmayın.