
Sorunun cevabı aslında gayet basit ama yine de düşünelim biraz. Sözkonusu dünya kupası ise, buradan çıkacak örneklerden gidilebilir. Örneğin dünyada hem teknik direktör hem de futbolcu olarak (hatta kaptan) dünya kupası kaldıran tek ismin Kaiser lakaplı Beckenbauer olduğunu düşünürsek belki sorunun cevabını daha da rahat bulabiliriz.
Dünyaya futbolun hem hücumda hem defansta 11 kişi üzerinden oynanan bir oyun olduğunu belki de ilk gösteren kişi idi Beckenbauer. Daha o zamanlar icat olmamış "ön libero" ya da defansif orta saha kavramının da aslında mucidi idi. Teknik direktörlüğe soyunduğunda da bu adam almanlara hem de tüm zamanların en büyüğü, tek başına dünya kupası almaya muktedir olan Maradona karşısında dünya kupasını kazandırdı. (evet takımda çok iyiydi ama dünya kupası almak için iyi takım olmak yetmiyor.)
Futbolun geneline baktığımızda da , yeşil sahalarda 1 numaralı yıldız olmuş isimlerin çoğu daha sonra yedek kulübesinden yönetmenliğe soyunduklarında hüsrana uğramışlardır. Çünkü kendi olağanüstü yeteneklerinle takımı sırtlamak ile bir takımı topa ayak değdirmeden kollektif olarak başarılı kılmaya çalışmak çok farklı işlerdir.
Bugün Arjantin, yani birçoğumuzun sevdiği asi latin rüzgarı, tangocular, Maradona'nın memleketi, (benim fanatiği olduğum ülke takımı) geldiğimiz noktada Afrika 2010 u zora soktu. Kendi sahasında kaybettiği Brezilya maçının ardından, daha da hayati öneme sahip hale gelen Paraguay maçını da deplasmanda kaybetti. İlk 4 ün direk katıldığı grupta 5. sırada ve önünde biri Uruguay deplasmanı olmak üzere 2 maç daha var ki kazanabileceği şüpheli. 5. olursa play-off oynayacak, düşünmek bile istemediğim 6. lık durumunda 2010'u evinden izleyecek.
Arjantinliler için bir halk kahramanından da öte olan, Boca taraftarının tanrısı Maradona bu felaket performansın başındaki adam. Arjantin'i tek başına dünya şampiyonu yapan, Napoli gibi o güne kadar kaybetmeye mahkum olan bir güney takımına İtalya'da ve Avrupa'da şampiyonluk yaşatan , mucizelere imza atmayı gelenek haline getirmiş Diego, vasatı bile sağlayamıyor başında olduğu milli takımda, hem de elinde Messi, Aguero, Maxi, Tevez, vs. gibi isimler varken. Garip mi? bence değil.
O yalnız bir kahraman, takım arkadaşlarından istediği şey onu uygun yerde topla buluşturmaları ya da uygun yere geçip mesafe ne kadar uzak olursa olsun ondan pas beklemeleri. Onun için takımdaki diğer 10 kişi topun kaleye olan yolcuğuluğunda arada uğranması gereken birer benzin istasyonu. Napoli Maradona ile UEFA ya da Seri A kazanırken, Maradona'sız bir Napoli UEFA'da yarı finale çıkabilir ya da Seri A da ilk 3 e girebilir miydi? sanmıyorum. 1986 Meksika'da Maradona'sız Arjantin'in çeyrek finali aşması, daha da önemlisi 90 İtalya'da finale çıkabilmesi ne kadar mümkündü?
İşte bu yüzden Maradona başarılı olamıyor, Top ayağındayken ne kadar özgürse, şu an o kadar eli kolu bağlı ve hala top ayağındaymış gibi hareket ediyor belki bu yüzden Messi'den tek başını takımı Afrika'ya götürmesini bekliyor.
Özetle gerçek şu ki Maradona topa ayağını değdirmeden başarılı olmaya çalışıyor, hem de omuzlarında ona tapan bir halkın sorumluluğunu hissederek. Futbolcuyken durdurulamaz yeteneğine karşılık, kenarda izlerken yaşadığı çaresizlik ve futbolcuyken belki de hiç tatmadığı bu ağır sorumluluk onu daha da strese sokuyor.
O yüzden belki de Arjantinli futbolcuların, başta Messi olmak üzere Maradona'ya rağmen! dünya kupasına takımı götürmeleri gerekiyor. Hem bizi Arjantin'siz ve Diego'suz bırakmamak, hem de futbolun en büyük kahramanını üzmüş olmamak için.
Onun için ilk hedef Peru... Saldır Arjantin!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2010 dünya şampiyonu Arjantin olacaktır. Mavi-beyaz çubuklu forma, alayına gider!