20 yıl sonra beni yine ağlattın Diego....
| Posted in

1986 finalini hayal meyal hatırlayıp, onu takip eden 4 yıl boyunca tüm mahalle maçlarında Maradona ben olucam kavgası vermiş bir çocuk olarak, 1990 finalinde allahsız hakemin almanlara 85. dakikada penaltı çalışını ve Maradona'nın isyanı sonrasında kırmızı kart görüp ağlayarak sahayı terkettiği sahneleri izlerken dayanamamış ben de ağlamıştım (büyükbabam durumu elalemin takımı için ne üzülüyosun a getirerek ufaktan bi azarlamıştı beni hatırlıyorum ama o an umrumda değildi, en büyük kahramanım karşımda ağlıyordu, dünyam yıkılmıştı)
İşte neredeyse 20 yıl sonra aynı adam beni -en trajik filmlerde, en üzücü durumlarda bile gözünden bir damla yaş gelmeyen beni- tekrar ağlatmayı başardı.
Evet Kusturica’nın Maradona belgeselini nemli gözlerle bitirdim. Bu futbol sihirbazı zaten hayatımda en sevdiklerimden biriydi ama kafam kadar kalbi, tabu tanımaz cesareti, halkına ve dahası insanlığa olan sevgisi, ailesine dair hisleri, pişmanlıkları, gözyaşları ve o sanki ailemden biriymiş kadar doğal olan samimiyetiyle dünyaya gelmiş en güzel insanlardan biri olduğunu bir kez daha anlamamı sağladı. O yüzden futbolu sevenlerin ya da Maradona hayranlarının yanı sıra hayata dair umut dolu bir şeyler hissetmeye ihtiyacı olan herkesin de izlemesi gerektiğini düşündüğüm bir film olmuş “Maradona by Kusturica”.
Maradona mı daha iyi Pele mi tartışması çoğu yerde yapılır ve doğal olarak bir sonuç çıkmaz genelde. Aslında saçma bir tartışma olduğunu herkes bilir, çünkü Maradona tüm zamanların en büyük futbolcusudur. Oynadığı zamandak futbol düzeyi, elde ettiği başarıların zorluk derecesi doğru orantılandığında zaten bu nesnel bir gerçek halini alır. “Futbol sadece futbol değildir” mottosunun referansı ile Kustrica’nın Maradona belgeselini izlediğinizde ise Diego’nun sahanın içinde olduğu kadar dışında da tüm zamanların en büyük futbolcusu olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Filmin az bir kısmı futbola dair, Maradona’yı Maradona yapan her şey tam da kararında yansıtılmış filme. Sosyalizm, kokain, aile, kahramanlık, muhalif tavır ve latin halkı.
Bush’a hareket çekmesinden, gece sarhoş halde evinin havuzuna atlamadan önce “sana canım feda Fidel” diye haykırmasına, kendi adına yazılmış şarkıyı sahnede acemi bir şarkıcı edasıyla söyleyişinden, pişmanlıklarını anlatırken gözünden akan yaşlara kadar hem benim kadar sıradan, hem de yaşamımda gördüğüm en büyük adamlardan birini izlediğimi bilerek izledim Diego’yu.
Chavez’in Arjantin mitinginden manzaraları izlerken ya da Fidel’in karşısında hayran bir çocuk edasıyla duruşuna bakarken daha da yoğunlaştı duygularım.. Dünyaya karşı duruşu, halkına inanışı, Amerika ve emperyalizm karşısındaki hırçın tavrı, ailesi hakkındaki düşünceleri, kısaca her şeyiyle bir yıldızdan fazlası Maradona.
Filmin sonunda “kokain olmasaydı düşünebiliyor musunuz nasıl bir futbolcu olurdum, dünya çok büyük bir fubolcu kaybetti” dediği anda, gözlerimi silip “oha be abi daha ne olabilirdi” dedim, sonra da bunu hiç bilemeyecek olmanın aslında çok ta kötü olmadığını düşündüm.
Hem bu büyük kahramanın hayatından ve kendi ağzından anılar duymak , hem tüm zamanların en muhteşem tribünü La Bombonera’ya konuk olmak, hem Kusturica ile yaptıkları eşsiz sohbetlere tanık olmak, hem Latin Amerika’dan yükselen sosyalizm ateşinin sıcaklığını hissetmek, hem de bu geleceği umutsuz ve karanlık görünen dünyanın içinde umut verici coğrafyalar olduğunu görmek istiyorsanız Kusturica’nın Maradona’sını ıskalamayın.

Comments (0)
Yorum Gönder