Antichrist; 4 perdelik sinematografik bir kabus...

| Posted in


Trier’in Antichrist’i Cannes’da gösterildiğinde nasıl bir gürültü koptuğunu duymuştuk. Bu zaten dahilik mertebesine çoktan yükselmiş olan yönetmenin son filmini daha da beklenmez hale getirmişti. Film hakkında duyduklarımız, Trier’in zırvalamış olduğu ile sinema tarihinin başyapıtlarından birine imza atmış olduğu arasındaki yelpazede dolanıyordu. Aşırı şiddet ve pornografi içerdiği en sık söylenenler arasındaydı.

Filmi biraz önce izledim. İlk olarak söylemem gereken Trier’in, Europa ve Dogville’den sonra 3. bir tepe noktası yaptığı olacak. (her ne kadar Breaking The Waves ya da Dance In The Dark gibi çok başarılı işleri olsa da bence en önemli 3 filmi yukarıda saydıklarım) Film her şeyden önce tıpkı Europa’daki gibi -hatta çok daha fazlası- muhteşem bir açılışa sahip. Daha açılışta nasıl bir kaosun içine gireceğinizi hissediyorsunuz. Yönetmenin en fazla filmin atmosferi için kafa yorduğunu düşünüyorum, zira gerçekten de şeytan, kadın, annelik ve seks arasındaki ağı öylesine korkunç örüyor ki film, bazen izlemekten vazgeçmeyi düşünüyorsunuz.

Antichrist sonu gelmeyen bir kabusun filme çekilmiş hali gibi geliyor bazen ve artık uyansam diyorsunuz.

Film hem hikayesi, hem hikayeyi anlatış biçimi, hem de atmosferiyle insanı çok fazla etkiliyor (etkiliyor burada çok zayıf kaldı) . Özetle filmin herhangi bir sahnesini spoil etmeden (aslında yazılacak o kadar çok şey var ki) yazıyı sonlandırırken, filmin şiddet dozunun çok çok fazla olduğunu da bir kez daha yinelemeliyim. Örnek vermek gerekirse, şu Monica ablaya tecavüz sahnesiyle meşhur olmuş Irréversible’ın o 9 dakikalık rahatsız edici sahnesi, Antichirst’in yanında robin willams’ın patch Adams performansı gibi kalıyor.

Ayrıca;

Scorsese’nin jesus’ı olan Dafoe nun Antichirst’in de başrolünde olması ilginç bir tesadüf olsa gerek.

Filmi beğenmeyip, dahası beğenenlere gıcık olan –sinemasever- kitlenin, Trier’in filmi Tarkovsky’e adamasına çok fena bozulmalarının altında yatan psikoloji acaip bir merak konusu oldu bende..

Şeytan-insan tasvirinin bu kadar başarılı estetize edilebilmesi (hayır efendim şiddetin estetize edilmesinden bahsetmiyorum) dahası içinde kaybolduğumuz, boğulduğumuz, nefessiz kaldığımız, sonunu getiremeyeceğimizi düşündüğümüz bir atmosferi yaratmadaki başarısıyla Allahın delisi Trier’e bir kez daha şapkamı çıkarıyor, önünde belimin el verdiğince eğiliyorum.

Comments (0)

Yorum Gönder